<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Followlife</title>
    <link>https://www.followlife.com.tr</link>
    <description>Hayatı Takip Et</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.followlife.com.tr/rss/saglik-spor" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 14:09:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/rss/saglik-spor"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA["Damarlarınızı korumak için bu önerilere dikkat edin"]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/damarlarinizi-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-edin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/damarlarinizi-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-edin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Bu tavsiyeler kalp ve damarlarınızı koruyor"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/WhatsApp-Image-2025-09-09-at-14.06.41_1.jpg" /></p>

<p>Damar tıkanıklığının sessizce ilerleyen ancak ciddi sonuçlara yol açan bir sorun olduğuna işaret eden Opr. Dr. Volkan Yurtman, Akdeniz tipi beslenme ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekerek 40 yaş üstündeki kişilere düzenli check-up tavsiye etti.</p>

<p>Damar sağlığının önemine dikkat çeken Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Yurtman “Kalbiniz, ömrünüz boyunca size tek kuruş maaş istemeden, tatil yapmadan çalışan en sadık işçinizdir. Ama bu işçinin yolları, yani damarlarınız, zamanla tıkanmaya başlarsa, işte o zaman sorun büyük! En kötüsü de bu tıkanıklıkların genellikle sessiz olmasıdır. Yani fark ettiğinizde, çoğu zaman iş işten geçmiş olabilir” diye konuştu. </p>

<p>Vücuttaki damarları apartmandaki su borularına benzeten Dr. Yurtman tıpkı yıllar geçtikçe su borularının kireç tutup, paslanıp, içinin daraldığı gibi damarların da benzer süreçten geçtiğini yani damar kireçlenmesi yaşandığını, buna da tıptaki adıyla “ateroskleroz” denildiğini ifade etti. Başta hiçbir şey fark edilmediğini anlatan Dr. Yurtman “Su hâlâ akar, kalp hâlâ pompalar. Ama bir gün aniden musluk akmaz ise, kalp krizi böyle gelir” dedi.</p>

<p><strong><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/shutterstock_2454464609_1.jpg" /></strong></p>

<p><strong>“Bir gün sağlıklı görünen kişi, ertesi gün kalp krizi geçirebilir”</strong></p>

<p>Damarlardaki daralma yüzde 30-40 seviyelerinde olduğunda genellikle belirti görülmediğini aktaran Dr. Yurtman daralma yavaş yavaş arttıkça, örneğin yüzde 70’e yaklaştığında göğüs ağrısı, nefes darlığı, yürürken bacaklarda yorulma gibi şikâyetlerin başladığını söyledi. Daha kötü olan durumlarda ise bazen plakların daha yüzde 50’de iken bir anda çatlayarak aniden pıhtı oluşturduğunu yani oldukça sağlıklı görünen birinin ertesi gün kalp krizi geçirebileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong> “Göğüs ağrısı kalp damarlarına işaret ediyor”</strong></p>

<p>Dikkatli bakıldığında bu durumun küçük göstergeleri olduğuna değinen Dr. Yurtman “Göğsünüzde baskı veya kola yayılan ağrı kalp damarlarının alarmda olduğunu söyler. Konuşmada bozulma ve görmede kayma beyin damarlarının işlevlerine işaret eder. Yürürken hissedilen ancak durunca geçen baldır ağrısı bacak damarlarından haber taşır. Dirençli tansiyon ise böbrek damarlarındaki bir sorun anlamına gelebilir” diye konuştu. </p>

<p>Dr. Yurtman damar kireçlenmesi için yüksek risk taşıyan grupları “Sigara tiryakileri çoğu zaman dumanı sadece akciğere değil, doğrudan damara verdiklerini bilmezler. Ellenmiş bir kalbi olmasına rağmen yüksek kolesterol ile gezenler, kontrol altına alınmamış yüksek tansiyon ve şeker hastaları, göbek çevresini büyütecek kadar iştah sahibi olanlar ile ‘Ailemde kalp krizi var ama bana bir şey olmaz’ diyenler” olarak sıraladı. </p>

<p><strong>“Az içmek yeterli değil sigarayı mutlaka bırakın”</strong></p>

<p>Erken tanının önemini vurgulayan Dr. Yurtman kan testleriyle kolesterol, şeker ve trigliserit değerlerine bakılabileceğini; efor testiyle de kalbin performansının görülebileceğini ifade etti. Boyun ve bacak damarlarını gözden geçirmek için ultrason (doppler); damarların içini üç boyutlu görmek için ise BT anjiyo yapılabileceğini sözlerine ekledi. </p>

<p>Dr. Yurtman damar sağlığını korumak için şu tavsiyelerde bulundu: “Sigarayı bırakın gerçekten bırakın, ‘az içiyorum’ diye kandırmayın. Akdeniz tipi beslenin; zeytinyağı, balık ve sebzenin kalp dostu üçlü olduğunu unutmayın. Egzersiz yapın, hareket edin, en azından haftada en az 3 gün 45 dakika tempolu yürüyüş yapabilirsiniz. Kilonuzu kontrol edin. Özellikle 40 yaş üstüyseniz düzenli check-up yaptırın”.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Damar tıkanıklıkları sessizdir ama sonuçları gürültülüdür” diyen Dr. Yurtman kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına işaret etti. Damar sağlığına dikkat etmenin kalp sağlığına da hizmet etmek olduğunun altını çizerek erken tanı ve takibin altını çizdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/damarlarinizi-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-edin</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Oct 2025 14:46:06 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/10/_fa960.jpg" type="image/jpeg" length="42783"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri..."]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-kanserlerden-biri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-kanserlerden-biri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["50 yaşın üstündeki erkekler düzenli üroloji muayenesine gitmeli"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2025-09-26-saat-14.07.47_7e366627.jpg" /></p>

<p>Erken evrelerde prostat kanserinin belirti vermediğine ve bu nedenle erken teşhisin önemine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Dr. Yurdaer Kaynak 50 yaşın üstündeki erkeklere düzenli PSA testi ve üroloji muayenesi yaptırmasını önerdi. Dünyada her yıl milyonlarca erkeğe prostat kanseri tanısı konulduğunu belirten Acıbadem Eskişehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yurdaer Kaynak "Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanserlerden biridir. Özellikle 50 yaş üstü erkeklerde risk artmaktadır. Ancak erken teşhis sayesinde hastalık büyük oranda tedavi edillebilmektedir." dedi.</p>

<p>Prostat kanserinin başlangıçta genellikle belirti vermediğini vurgulayan Dr. Kaynak hastalık ilerledikçe idrar yapmada güçlük, sık idrara çıkma, gece uyanmaları, idrarda kan gibi işaretlerin ortaya çıkabileceğini; benzer belirtilerin başka prostat hastalıklarında da görülebileceği için doktor kontrolünün şart olduğunu söyledi. Risk grubunda yer alan kişilere dair "50 yaş üstü erkeklerde daha sık görülür. Baba veya erkek kardeşte prostat kanseri varsa risk artar. Yağlı besinlerden zengin, sebze ve liften fakir beslenme riski yükseltir. Genetik faktörler de önemli rol oynar" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2025-09-26-saat-14.07.44_2ef671e5.jpg" /></p>

<p><strong>"İhmal etmeyin, 'Bana bir şey olmaz' demeyin"</strong></p>

<p>Erken teşhisin hayat kurtardığının altını çizen Dr. Kaynak 50 yaşından itibaren tüm erkeklerin düzenli olarak PSA testi ve üroloji muayenesi yaptırmasını tavsiye etti. Ailesinde prostat kanseri olanlar için kontrollerin 45 yaşında hatta bazı durumlarda daha erken başlaması gerektiğini sözlerine ekledi. Erkeklerin çoğu zaman utanma, ihmal veya "bana bir şey olmaz" düşüncesiyle doktora gitmeyi ertelediğine değinen Dr. Kaynak "Erken teşhis ile yaşam süresi uzar. İleri evrelerde tedavi daha zor ve yıpratıcıdır. Sevdiklerimizle daha uzun ve kaliteli bir yaşam için kontroller hayati önem taşır. Ekran tanı konan prostat kanseri tedavi edilebilir ve kişi sağlıklı yaşamına devam edebilir." diye konuştu.</p>

<p>Gözlem ve takip olarak özetlenebilen aktif izlemin yavaş ilerleyen ve düşük riskli prostat kanseri vakalarında tercih edildiğini ve böylece gereksiz tedavilerden kaçınılabileceğini ifade eden Dr. Kaynak "Cerrahi işlem yani 'radikal prostatektomi' prostat bezinin ve çevresindeki dokuların cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Açık, laparoskopik veya robotik cerrahi yöntemlerle uygulanabilir. Kanser hücrelerini yok etmek için yüksek enerjili ışınların kullanıldığı radyoterapi yöntemi yine tedavi seçeneklerinden biridir. Kemoterapi ise ileri evre prostat kanseri hastalarında, kanser hücrelerini öldürmek veya büyümesini yavaşlatmak için değerlendirilir. Bu tedavi genellikle hormon tedavisine dirençli vakalarda tercih edilir" diye kouştu.</p>

<p><strong>"Kişiye özel tedavi uygulanır"</strong></p>

<p>Prostat kanserinin kesin teşhisi için biyopsi yapıldığını belirten Dr. Kaynak tedavi yöntemleri hakkında da bilgi verdi. Tedavinin, hastalığın evresine, hastanın genel sağlık durumuna ve bireysel tercihlere bağlı olarak değişebileceğini vurgulayan Dr. Kaynak erken evrelerde aktif izlem, cerrahi müdahale ve radyoterapinin gündeme geldiğini; daha ileri evrelerde ise hormonel tedavi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin tercih edildiğini dile getirdi. Hastanın durumu ve hastalığın yayılım durumuna göre birden fazla tedavi yönteminin bir arada kullanılabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Testislerin cerrahi olarak çıkarılması da gündeme gelebilir"</strong></p>

<p>Testesteron hormonunun prostat kanseri üzerindeki etkisini azaltmak için ilaç veya testislerin cerrahi olarak çıkarılması (orşiektomi) yoluyla "Androjen Baskılama" yönteminin uygulandığını ifade eden Dr. Kaynak "Bunun yanısıra kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan ilaçlar kullanarak 'hedefe yönelik tedavi' seçilebilir. Ayrıca bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı savaşmasını teşvik eden ilaçlarla da özellikle ileri evre hastalarda 'immünoterapi' denebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-kanserlerden-biri</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Sep 2025 14:12:07 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/09/_dec74.jpg" type="image/jpeg" length="98251"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezitede Avrupa'da birinciyiz]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/obezitede-avrupada-birinciyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/obezitede-avrupada-birinciyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Fazla kilo hasta ediyor, başka önemli hastalıklara da yol açıyor"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/deniz-gokalp-banner_1.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla kilo ve obezite çok uzun yıllardır estetik bir sorundan ziyade ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. Çünkü önlenebilir ölüm nedenleri sırasında sigaradan sonra ikinci sırada yer alıyor. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Deniz Gökalp, tip 2 diyabetten kardiyovasküler hastalıklara, uyku apnesinden bazı kanser türlerine kadar pek çok sağlık sorununda obezitenin önemli bir neden olduğunu hatırlatıyor.</p>

<p>Hayatımız konforlu hale geldikçe hareket ihtiyacımız da azalıyor. Gelişen teknoloji bu durumun başlıca nedeni olup, bu rahatlığı günlük yaşamımıza mümkün olan en hızlı şekilde adapte ederken beslenme alışkanlıklarımız da değişiyor. Modern yaşamla birlikte gelen bu değişimde artık daha çok yiyor ve daha az hareket ediyoruz. Elbette bu şartların bedelini de kilo alarak ödüyoruz. Bugün sadece gelişmiş ülkeler değil, gelişmekte olan ülkeler için de obezite ve fazla kilo çözüm gerektiren ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü obezite hem tek başına tedavi gerektiren bir hastalık, hem de ölümlere neden olabilen birçok sorunun en önemli risk faktörü. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Deniz Gökalp, “Obeziteden korunmak için beslenmeden egzersize, sistemik ve genetik hastalıklardan genel taramalara dek birçok konunun farkında olarak hayatımızı düzenlememiz gerekiyor” diyor.</p>

<p><strong>Ülkemizde kadınlar daha kilolu</strong></p>

<p>İstatistiklere göre ülkemizde her 100 kişiden 35’i obez. Bu oran erkeklerde yüzde 30, kadınlarda ise yüzde 45. 2025 yılı itibarıyla Türkiye, Avrupa'da obezite oranı en yüksek ülke konumunda. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Türkiye'de yetişkin nüfusun yüzde 35 'i obez olarak sınıflandırılıyor. Ayrıca, toplam nüfusun yüzde 67’ si fazla kilolu veya obez olarak tanımlanıyor. İşin korkutucu yanı ise 2030 yılında Türk kadınlarının yarısının, her üç erkekten birinin ise obez olacağına dair öngörülmesi oluyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/weighing-scale-7053082_1920.jpg" /></p>

<p>Obezite sıklığındaki artışın en önemli nedeninin, fiziksel aktivitede azalma ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Deniz Gökalp, “Artık çok daha fazla fastfood tarzı ürünler ve hazır gıda tüketiliyor. Geleneksel tencere yemekleriyle donanmış sofraların yerini de karbonhidrat ve yağdan zengin gıdaların aldığı görülüyor. Ülkemizde, obezitenin kadınlarda daha fazla görülmesinin temelinde ise fiziksel aktivitenin daha az olması, yüksek doğum sayısı, uzun emzirme dönemi, düşük gelir ve eğitim düzeyinin önemli oranda etkili olduğu görülüyor” diyor. </p>

<p><strong>Bu durumlar da obeziteye neden olabiliyor</strong></p>

<p>Obezite, yalnızca yeme bozukluğu ve hareketsizlik nedeniyle değil, farklı etkenlerle de ortaya çıkabiliyor. Prof. Dr. Deniz Gökalp, bu etkenleri şöyle sıralıyor: Genetik nedenler; Hipotalamik obezitede, tokluk merkezi hipotalamusta bulunduğundan tümör, travma veya inflamasyon sonucu bu merkezin harabiyeti obeziteye neden olabiliyor. Ayrıca, Cushing sendromu, hipotiroidi, polikistik over sendromu tanısı alanlarda da obezite daha sık görülüyor. Bununla birlikte, antipsikotik, antidepresan ve antiepileptik psikiyatrik ilaçlar, doğum kontrol hapları gibi kortizon içeren bazı ilaçlar da obeziteye neden olabiliyor. </p>

<p><strong>Ciddi hastalıklara zemin hazırlıyor</strong></p>

<p>Obezite, sigaradan sonra önlenebilir ölümlerin ikinci önemli sebebi olarak gösteriliyor. Özellikle Tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, uyku apnesi ve bazı kanser türlerinin görülme sıklığında artışa ve daha pek çok sağlık sorununa daha yol açıyor. Tip 2 diyabetin yüzde 80’inden fazlası obeziteyle birlikte görülürken, obez kişilerin yaklaşık yarısında hipertansiyona rastlanıyor. Obezlerde zararlı kolesterol (LDL) düzeyi artarken, yararlı kolesterol (HDL) düzeyi azalıyor. Buna bağlı olarak koroner kalp hastalığı, miyokard infarktüs ve kalp yetmezliği, derin ven trombozu ile pulmoner emboli riski yükseliyor. İskemik inme ve demans, safra kesesi taşı, karaciğer yağlanması, gastroözofajiyal reflü hastalığı, dizlerde ve ayak bileğinde osteoartrit (eklemlerde kireçlenme) ile gut artiriti sıklığı artıyor. Prof. Dr. Deniz Gökalp, bu hastalıklara ek olarak obeziteden muzdarip kişilerde obstrüktif uyku apnesine rastlanabildiğini; özofagus, mide, kolon, safra kesesi, tiroit, böbrek, rahim ve meme kanseri görülme sıklığının arttığına dikkat çekiyor: “Kadınlarda tüylenme ve kısırlığın en sık görülen nedenlerinden olan polikistik over sendromu, kronik böbrek hastalığı, böbrek taşı, üriner inkontinans, cinsel işlev bozukluğu, psikososyal sorunlar ile depresyon da obeziteyle ilişkili olarak ortaya çıkıyor.” </p>

<p><strong>Tedavide son seçenek cerrahi!</strong></p>

<p>Tedavide kullanılan yöntemleri öncelikle tıbbi beslenme tedavisi (diyet), egzersiz, davranış değişikliği, ilaç tedavisi obezite cerrahisi olarak beş gruba ayrıldığını söyleyen Prof. Dr. Gökalp, şöyle devam ediyor: “Diyet ve egzersizle kilo veremeyen hastalara ilaç tedavisi başlanıyor. Hastanın takibinde kilo verememesi durumunda, VKİ > 40 kg/m2 olan kişiler morbid obez olarak değerlendirilerek, VKİ 35 kg/m2’in üzerindeki bireylerde obeziteye bağlı herhangi bir komplikasyon bulunması durumunda obezite cerrahisine aday hasta oluyor.”</p>

<p><strong>Kilo kontrolüne yardımcı olacak öneriler</strong></p>

<p>• Diyet sonrasında kaybettiğiniz kiloları geri almamak için koruma programı uygulayın, eğer bu programı uygulamadan, aldığınız ve harcadığınız enerjiyi dengeleyemeyip diyet öncesi yaşam tarzına dönerseniz verdiğiniz kiloları çok daha hızlı geri alırsınız.</p>

<p>• Besin maddelerinin arka yüzlerinde bulunan etiketlerdeki ürün içerikleri ve kalori miktarıyla ilgili bilgileri mutlaka okuyun ve buna göre alışveriş yapın.</p>

<p>• Açlık krizlerini önlemek ve dengeli beslenmek için günlük üç ana, üç ara öğün tüketmeye çalışın.</p>

<p>• Gün içinde aldığınız toplam kaloriyi dengeleyin. Karbonhidrat, yağ ve protein oranına dikkat edin.</p>

<p><strong>Obez kimdir?</strong></p>

<p>Obezite, en basit şekliyle “sağlığı bozacak ölçüde, vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanıyor ve ölçümünde genellikle Vücut Kitle İndeksi (VKİ) esas alınıyor. Kilomuzun, boyun metre karesine bölümüyle hesaplanan bu değere göre; </p>

<p>VKİ</p>

<p>       > 25 fazla kilolu,</p>

<p>       25-29,9 pre-obez,</p>

<p>       30-35 obez sınıf 1,</p>

<p>       35-40 obez sınıf 2,</p>

<p>       > 40 obez sınıf 3 morbid obez olarak nitelendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/obezitede-avrupada-birinciyiz</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 10:28:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/09/_58d85.jpg" type="image/jpeg" length="93932"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Temporal lift hem genç hem doğal gösteriyor"]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/temporal-lift-hem-genc-hem-dogal-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/temporal-lift-hem-genc-hem-dogal-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Yüzdeki yorgun ifadeyi temporal lift ile ortadan kaldırıyoruz”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/Dr.Mutluhan-Temizsoy_1.jpg" /></p>

<p>Şakak germe adıyla bilinen işlemin kaşlarda ve şakak çevresindeki yorgun ve donuk ifadeyi ortadan kaldırdığına dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr.  Mutluhan Temizsoy, “Daha doğal daha genç bir görünüm elde edilmesi temporal lift işleminin tercih edilmesini sağlıyor” dedi.</p>

<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr.  Mutluhan Temizsoy yaş alma süreciyle birlikte gelen estetik kaygıları gidermeyi amaçlayan, minimal invaziv bir teknikle yüzün doğal enerjisini ve genç görünümünü yeniden öne çıkaran “temporal lift” yani şakak germe yöntemi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Yüzümüzde meydana gelen değişikliklerin, ilk olarak kaşların dış köşelerinde ve şakak çevresinde kendini belli ettiğini anlatan Dr. Temizsoy kaşlarda aşağı doğru düşme, şakaklarda sarkma ve göz çevresinde beliren ince çizgilerin, kişiye olduğundan daha yorgun, donuk ve hatta mutsuz bir ifade verebileceğini söyledi. Çözüm olarak uygulanan temporal lift işlemi sırasında saçlı deri içerisinde, dışarıdan fark edilmeyen küçük kesiler açıldığını belirten Dr. Temizsoy “Bu gizli giriş noktaları sayesinde kaş ve şakak çevresindeki dokular nazik bir şekilde yukarı doğru kaldırılıyor. Böylece gözlerin daha açık, canlı ve parlak görünmesi sağlanırken; şakaklardaki gevşeme toparlanıyor, yüz hattı daha zarif bir forma kavuşuyor. Bunun yanı sıra göz kenarında sık görülen kaz ayakları ve ince çizgiler de belirgin biçimde hafifliyor. Sonuç, doğallıktan uzaklaşmadan, kişinin daha genç ve enerjik bir yüz ifadesine kavuşması oluyor” diye konuştu. </p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/alin-ve-sakak-germe_5100-5069.jpg" /></p>

<p><strong>“İşlem yaklaşık 3-4 saat kadar sürüyor”</strong></p>

<p>Ameliyathane şartlarında gerçekleştirilen operasyonun yaklaşık 3-4 saat sürdüğünü söyleyen Dr. Temizsoy hastaların işlemden hemen sonra sosyal hayatlarına hızlı bir dönüş yapabilmesini sağladığı için temporal liftin, hem etkili hem de günlük yaşamı kesintiye uğratmayan bir yöntem olarak tercih edildiğini dile getirdi.</p>

<p>Temporal lift’in avantajları arasında öncelikle görünmez izlerin yer aldığına dikkat çeken Dr. Temizsoy “Çünkü tüm kesiler saçlı deri arasında gizleniyor ve dışarıdan fark edilmiyor. Ayrıca iyileşme sürecinin oldukça konforlu olması, sosyal yaşamın kısa sürede normale dönmesine imkân tanıyor. Yöntem, yüzün doğal mimarisini koruyarak abartısız, dengeli ve zarif sonuçlar veriyor. Etkileri ise ortalama 3 ila 5 yıl boyunca kalıcılığını sürdürüyor. Bu özellikleriyle temporal lift, estetik cerrahide doğal gençleşmenin en çok tercih edilen çözümlerinden biri haline geliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“Doğal görünüme kavuşmak mümkün”</strong></p>

<p>Yüz anatomisi ve estetik cerrahideki bilgi birikimi sayesinde her hasta için kişiye özel bir planlama yapıldığının altını çizen Dr. Temizsoy bu işlemle yalnızca gençleşme sağlamak değil; aynı zamanda kişinin özgün güzelliğini koruyarak en doğal ve kendine yakışan görünümü ortaya çıkarmanın mümkün olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yöntemle ilgili en çok sorulan sorulara değinen Dr. Temizsoy işlem sırasında ağrının minimal düzeyde olduğunu ve lokal anestezi sayesinde hasta konforunun ön planda tutulduğunu belirtti. İzlerin tamamen saçlı deri arasında kaldığı için görünmediğine dikkat çekerek “İyileşme süreci oldukça hızlı; birkaç gün içerisinde şişlik ve morluklar azalıyor, kişi günlük yaşamına rahatlıkla geri dönebiliyor. İlk etkiler işlemden hemen sonra gözlemlenmeye başlarken, asıl sonuçlar 1-2 hafta içinde oturuyor ve yüz ifadesi çok daha aydınlık, canlı ve genç bir görünüme kavuşuyor” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/temporal-lift-hem-genc-hem-dogal-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Sep 2025 10:24:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/09/_91db1.jpg" type="image/jpeg" length="98580"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ “Burun estetiğinde önemli olan yüzdeki uyum ve doğal görünümdür” ]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/burun-estetiginde-onemli-olan-yuzdeki-uyum-ve-dogal-gorunumdur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/burun-estetiginde-onemli-olan-yuzdeki-uyum-ve-dogal-gorunumdur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burun estetiğinin kişinin özgüvenini arttırdığına dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy “Önemli olan yüzdeki uyum ve doğal görünümdür; tamamen farklı bir yüz beklemek doğru olmaz. Gerçekçi beklentiler kişiyi de memnun eden sonuçları getiriyor” dedi. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy burun estetiği olarak bilinen rinoplastinin, burun yapısındaki şekil bozuklukları ve nefes alma problemlerini aynı anda giderebilen bir ameliyat olduğunu söyledi. Hem estetik hem işlevsel sorunlara aynı anda çözüm bulunduğuna işaret eden Dr. Temizsoy “Kimi hastalar burnunun şeklinden memnun olmadığı için, kimileri ise deviasyon gibi nefes alma problemleri nedeniyle bu operasyona başvuruyor. Bazı durumlarda estetik ve fonksiyonel ihtiyaçlar bir arada değerlendirilerek tek cerrahiyle her iki soruna da müdahale ediyoruz” diye konuştu. Dr. Temizsoy bu ameliyata ihtiyaç duyulan durumları “burnun boyutunu küçültmek veya büyütmek, burun sırtındaki kemeri düzeltmek, burun ucunu kaldırmak, inceltmek veya şekillendirmek, burun deliklerinin boyutunu veya şeklini değiştirmek, doğuştan gelen şekil bozukluklarını düzeltmek, burun eğriliği (deviasyon) gibi nefes alma sorunlarını gidermek, travma sonrası oluşan bozuklukları düzeltmek” olarak sıraladı. </p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/4565.jpg" /></p>

<p><strong>“Ameliyat öncesi kişiye özel planlama yapılıyor”</strong></p>

<p> Rinoplasti öncesinde hastanın burnunun mevcut durumu ve beklentileri detaylı şekilde analiz edildiğini belirten Dr. Temizsoy bu süreçte muayene, görüntüleme yöntemleri ve bazı durumlarda üç boyutlu simülasyonlardan yararlanıldığını ifade etti. Ameliyat sonrası doğal ve yüz hatlarına uygun olmasının önemini vurgulayan Dr. Temizsoy “Her burnun yapısı ve her hastanın beklentisi farklıdır. Bu yüzden ameliyat öncesi dönemde fotoğraf analizleri, tomografi ve gerekiyorsa 3D simülasyonlarla hastaya özel bir planlama yapıyoruz. Böylece daha doğal ve yüzle uyumlu sonuçlar alıyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>“Kapsamlı değişikliklerde açık ameliyat”</strong></p>

<p>Ameliyatların genellikle genel anestezi altında yapıldığını söyleyen Dr. Temizsoy açık teknikte kesi işlemlerinin burun delikleri arasından; kapalı teknikte ise tüm işlemlerin burun içinden yürütüldüğünü anlattı. Kullanılan tekniklerin hastaya göre değiştiğini aktaran Dr. Temizsoy, “Daha kapsamlı yapısal değişiklikler gerektiğinde açık teknik tercih edilir. Kapalı rinoplasti ise iz kalmasını istemeyen ve daha sınırlı müdahaleye ihtiyaç duyan hastalar için uygundur” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>“İyileşme sürecinde sabır ve bakım önemli”</strong></p>

<p>Ameliyat sonrası ilk günlerde hafif ağrı, şişlik, morluk ve burun tıkanıklığı beklendiğini dile getiren Dr. Temizsoy burun üzerine atel yerleştirilerek hastanın genellikle aynı gün taburcu edildiğini anlattı. Burnun tamamen şekillenmesi ve son halini almasının aylar sürdüğünü; bu süreçte hasta bakımına ve kontrollerine özen göstermek gerektiğine dikkat çekti. İyileşme sürecinin sabır istediğine işaret ederek “Şişlikler birkaç hafta içinde azalsa da burnun son şeklini alması genellikle 6 ila 12 ayı bulur. Bu süreçte doktor kontrolleri aksatılmamalı, özellikle ilk haftalarda darbe, aşırı güneş ışığı ve ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır” dedi.</p>

<p><strong> “Bazı komplikasyonlar görülebilir”</strong></p>

<p>Her cerrahi işlem gibi rinoplastide de bazı komplikasyonlar görülebilir olduğunu anımsatan Dr. Temizsoy nadiren de olsa enfeksiyon, kanama, burun asimetrisi veya anesteziye bağlı reaksiyonların gelişebileceğini; bazı durumlarda ise ikinci bir düzeltme ameliyatı gerekebileceğini ifade etti. Bu risklerin çoğunun alanında uzman bir cerrah ve uygun hasta seçimiyle azaltılabileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>“Gerçekçi beklentiler, memnuniyet oranını artırır”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burun estetiğinin, burnun yüzle uyumunu artırarak kişinin kendine güvenini de olumlu etkilediğinden bahseden Dr. Temizsoy şunları kaydetti: “Her hastanın, ameliyat sonrası görünümün sınırlarını gerçekçi şekilde anlaması gerekir. Başarılı sonuçlar, cerrahi müdahale kadar beklenti yönetimiyle de yakından ilişkilidir. Rinoplasti sonrasında yüzdeki uyum ve doğal görünüm ön planda tutulmalı. Ameliyattan sonra tamamen farklı bir yüz beklemek doğru değil. Gerçekçi beklentilerle yapılan müdahaleler kişinin de memnun eden sonuçları getiriyor”.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/burun-estetiginde-onemli-olan-yuzdeki-uyum-ve-dogal-gorunumdur</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Aug 2025 12:04:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/08/_a8ee8.jpg" type="image/jpeg" length="63730"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Meme kanserinde erken tanı, tedavi  başarısını artırıyor”]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/meme-kanserinde-erken-tani-tedavi-basarisini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/meme-kanserinde-erken-tani-tedavi-basarisini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısını artırıyor"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Genetik meme kanseri riski olanlar koruyucu cerrahiye başvurabiliyor”</strong></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/hayrettin-dizen-banner.png" /></p>

<p>Kadınlarda en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğuna dikkat çeken Genel Cerrah Doç. Dr. Hayrettin Dizen “Meme kanseri tedavisinde sağkalım oranları artmaktadır. Bunun iki nedeni tedavi yöntemlerinin gelişmesi ve hastalığın erken evrede tanınması olarak açıklanabilir” dedi. </p>

<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayrettin Dizen, meme kanseri sıklığındaki artışın nedenleri, risk faktörleri, korunma yolları ve erken tanının önemi hakkında bilgi verdi. Ülkemizde meme kanseri sıklığının 1994 yılı verilerine göre her 100 bin kadında 24 iken 2018 yılında bu oranın her 100 bin kadında 50’nin üzerine çıktığına dikkat çekerek 25 yıllık sürede yaklaşık 2.5 katlık bir artış yaşandığını ifade etti. Doç. Dr. Dizen bu artışın temel nedenlerini “Yaşam tarzındaki değişiklikler, obezite, hareketsizlik, doğurmama, geç yaşta doğum, kısa süren emzirme, erken menarş, geç menopoz, uzun süre doğum kontrol hapı ya da menopoz tedavisi kullanımı gibi faktörler ile nüfusun yaşlanması, farkındalık düzeyinin artması, mamografi çekiminin yaygınlaşması ve nüfus artışı” olarak sıraladı. Bu artışın ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturduğunu vurgulayarak korunma, tarama ve erken tanıya yönelik çalışmalara hız verilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>“Tanı ileri evrede konuluyor”</strong></p>

<p>Meme kanseri sıklığındaki artışa rağmen ülkemizde çoğu hastada tanının ileri evrelerde konulduğunu söyleyen Doç. Dr. Dizen, “Gelişmiş ülkelerde ise meme kanseri tanısı daha çok erken evrelerde konulmakta. Bunun en önemli nedeni ise o ülkelerde tarama sistemlerinin gelişmiş olması ve toplumun bu sistemlere uyum göstermesidir” dedi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/shutterstock_2407942561.jpg" /></p>

<p>Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ve erken tanıyla tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Dizen korunma yollarına dair “Öncelikle meme kanseri risk faktörlerini azaltmak gerekir. Bunlar; genetik bir risk olduğu saptanan kadınlarda memeleri ameliyatla boşaltmak (profilaktik mastektomi) ve koruyucu ilaçlar kullanmak. </p>

<p>Bu üç faktörün yanı sıra sağlıklı yaşam alışkanlıkları da riski önemli ölçüde azaltabilir” diye konuştu. Sağlıklı yaşam biçiminin obeziteden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, 30 yaşından önce doğum yapmak, emzirmeyi en az bir yıl sürdürmek, alkol kullanmamak ve hormon tedavisinden uzak durmak gibi unsurları içerdiğini belirtti.</p>

<p><strong>“Genetik faktörler dikkate alınmalı”</strong></p>

<p>Her iki memenin ameliyatla alınmasının (Bilateral profilaktik mastektomi), BRCA1 veya BRCA2 mutasyonlarını taşıyan bireylerde meme kanseri riskini yüzde 95 oranında azalttığını aktaran Doç. Dr. Dizen, genetik yatkınlığın önemine değinerek şu bilgileri verdi: “Meme kanseri için en önemli risk faktörü kadın olmaktır. </p>

<p>Bunun dışında ileri yaş, erken menarş (regl süreci), geç menopoz, hiç doğum yapmamış olmak, emzirmemiş olmak, geç yaşta doğum yapmak, çocuklukta göğüs bölgesine radyoterapi almak, uzun süreli hormon tedavileri, oral kontraseptifler, alkol kullanımı, postmenopozal obezite, bazı iyi huylu meme hastalıkları, atipik hücre varlığı, lobüler karsinoma in situ, mamografide yoğun meme dokusu ve genetik faktörler riski artırır. </p>

<p>BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları en sık rastlanan genetik risk faktörleridir. Bu mutasyonlar yumurtalık (over) kanseri riskini de artırır.”</p>

<p><strong>“Erken tanı hayat kurtarıyor”</strong></p>

<p>Meme kanseri tarama programlarının, klinik bulgu ortaya çıkmadan hastalığın erken dönemde saptanmasını amaçladığının altını çizen Doç. Dr. Dizen, “Erken tanı sayesinde ölüm oranları azalmakta, meme koruyucu cerrahi şansı artmakta ve tedaviye bağlı yan etkiler azaltılmaktadır. Meme kanserinin taranmasında en etkili görüntüleme yöntemi mamografidir. Dijital mamografi ile daha düşük radyasyonla daha net görüntüler elde edilmekte ve hastalık çok erken evrelerde tanınabilmektedir. Alınan radyasyon dozu, günde bir paket sigara içen bir kişiden 40 kat daha azdır” dedi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Multidisipliner tedavi yaklaşımı önemli”</strong></p>

<p>Meme kanseri tedavisinde sağkalım oranlarının arttığını ve bunun iki temel nedeni olduğunu söyleyen Doç. Dr. Dizen, “Lokal ve sistemik tedavi yöntemlerinin gelişmesi ve hastalığın erken evrede tanınması başarı oranlarını yükseltiyor. Multidisipliner yaklaşımla tedavinin etkinliği artmakta, hastaya ait olumsuz sonuçlar ise azalmaktadır” diye konuştu. Tanı konulduktan sonra klinik evrelendirmenin yapıldığını, evre ve moleküler alt tipe göre cerrahi tedavi, kemoterapi veya hormonal tedavi kararı verildiğini ifade eden Doç. Dr. Dizen, erken evre meme kanserinde meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf nodülü biyopsisinin uygulanabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>“İleri evrede sistemik tedavi öncelikli”</strong></p>

<p>Lokal ileri meme kanserinde (Evre IIB veya III) ise tedaviye sistemik tedaviyle başlanmasının birçok avantaj sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Dizen, “Tümörün kemoterapiye yanıtı ölçülebilir, dolaşımdaki tümör hücreleri yok edilebilir, tümör evresi küçültülerek meme koruyucu cerrahi yapılabilir ve koltuk altı lenf bezleri korunabilir” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/meme-kanserinde-erken-tani-tedavi-basarisini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Aug 2025 12:33:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/08/_f4abe.jpg" type="image/jpeg" length="72927"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Rahim hastalıkları tedavisinde histeroskopinin rolü büyük"]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/rahim-hastaliklari-tedavisinde-histeroskopinin-rolu-buyuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/rahim-hastaliklari-tedavisinde-histeroskopinin-rolu-buyuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pek çok rahim hastalığının teşhis ve tedavisinde 
“histeroskopi” kullanıldığına dikkat çeken Kadın 
Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy 
özellikle adet düzensizlikleri ve az veya fazla kanama 
durumlarında bu yönteme başvurulduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy rahmin içini incelemek ve herhangi bir anormallik olup olmadığını tespit etmek amacıyla uygulanan bir tıbbi prosedür olan "Histeroskopi" yönteminin hastalar tarafından yeterince bilinmediğine dikkat çekerek yöntem hakkında önemli bilgiler verdi. Bu işlemde ucunda ışık kaynağı ve kamera bulunan ince bir tüp şeklindeki histeroskopi yönteminin hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanıldığını ifade etti.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/shutterstock_2170814975.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Çok farklı hastalıklar için başvurulan bir yöntem</strong></p>

<p> Histeroskopinin çeşitli rahim hastalıklarının teşhis ve tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yöntem olduğunu aktaran Dr. Ulusoy bu yöntemin tercih edildiği durumları şöyle sıraladı: “Anormal rahim kanamaları; adet dönemi dışında görülen aşırı kanama, düzensiz lekelenmeler veya menopoz sonrası kanama gibi rahatsızlıklar, histeroskopi ile incelenebilir. Rahim içinde bulunan polipler veya miyomlar, histeroskopi ile tespit ve tedavi edilebilir. Asherman Sendromu denilen düşük veya kürtaj sonrası rahimde gelişen yapışıklıklar, adet düzensizliklerine ve kısırlığa yol açabilir. Histeroskopi, bu yapışıklıkların tanısını koymak ve tedavi etmek için kullanılır. Rahimde doğuştan var olan septumlar (perde), yine bu yöntem ile teşhis ve tedavi edilebilir. Tekrarlayan düşüklerin veya infertilitenin nedenini araştırmak, tespit etmek için kullanılır”. Ayrıca rahim içi araç (RİA) yer değiştirmişse, histeroskopi ile doğru konumunun tespit edilebildiğini ve doğum sonrası rahimde kalan plasental dokunun yine bu yöntemle tespit edilip çıkarılabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Histeroskopi kullanım alanının geniş bir yelpaze sunduğuna değinen Dr. Ulusoy şu belirtiler gözlemlendiğinde bu yöntemin dereye girebileceğini söyledi: “Aşırı uzayan, sıklaşan veya seyrekleşen adet kanamaları, adet dönemi dışında gerçekleşen kanamalar; adet dönemlerinde beklenenden fazla miktarda veya uzun süreli kan kaybı; adet dönemleri arasında sık sık lekelenme veya kanama olması; yine özellikle adet dönemlerinde veya cinsel ilişki sırasında ortaya çıkan, altta yatan rahim kaynaklı anormalliklerin tanısı için bu işlem düşünülebilir”.</p>

<p> “Adet bitiminden sonraki 3-4 gün en uygun zamandır” Histeroskopinin, adet döngüsünün belirli bir döneminde uygulanması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ulusoy genellikle adet dönemi bitiminden sonraki 3-4 gün içinde yapılan histeroskopinin en verimli sonuçları verdiğini söyledi. Bu zamanlamanın, rahmin iç kısmının temizlenmiş olduğu ve işlem için uygun olduğu bir dönemi işaret ettiğini açıkladı. </p>

<p>İşlem sonrası hastaların genellikle aynı gün içinde taburcu edilip normal yaşamlarına dönebildiğini belirten Dr. Ulusoy “Ancak, iyileşme sürecinde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var: Hastalar, İki hafta boyunca küvette duş almalılar ancak ayakta duş alabilirler. İki hafta boyunca cinsel ilişkiden ve adet döneminde tampon kullanımından kaçınmalılar. Bu bakım önerileri, iyileşme sürecini hızlandırır ve olası komplikasyonları önler” diye konuştu.</p>

<p><strong>"İşlem sonrası gebelik mümkün"</strong></p>

<p> Histeroskopi sırasında hafif bir kramp hissedildiğini ancak lokal veya genel anestezi kullanıldığı için ağrının minimum seviyede olduğunu belirten Dr. Ulusoy “İşlem sonrasında gebeliğin mümkün olup olmadığı merak ediliyor. Evet, işlem sonrası gebelik mümkündür. Ancak elbette işlem sonrası doktorunuzla gebelik planlarınızı konuşmanız gerekir” dedi. Dr. Ulusoy doğru zamanlamada ve uygun bakım ile histeroskopinin çoğu hastada minimal riskle uygulandığının ve hızlı iyileşme imkanı sunduğunun altını çizdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/rahim-hastaliklari-tedavisinde-histeroskopinin-rolu-buyuk</guid>
      <pubDate>Thu, 14 Aug 2025 14:39:11 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/08/_4535b.jpg" type="image/jpeg" length="67811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["İstenmeyen kiloların kaynağı lipödem olabilir"]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/istenmeyen-kilolarin-kaynagi-lipodem-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/istenmeyen-kilolarin-kaynagi-lipodem-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genellikle bacaklarda aşırı yağ birikimiyle ortaya çıkan bir yağ dokusu rahat
sızlığı olan lipödeme genellikle geç teşhis konulduğunu belirten Beslenme ve 
Diyet Uzmanı Ekin Sayer “Lipödem tedavisinde esas olan yalnızca kilo ver
mek değil; vücudu bir bütün olarak iyileştirmektir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok kadının, bacaklarında açıklanamayan kalınlaşma, ağrı ve ödemle baş ederken; yaşadığı durumu sadece "kilo problemi" sandığını ifade eden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ekin Sayer "Oysa gerçek bambaşka olabilir. Lipödem, özellikle kadınlarda görülen, simetrik yağ birikimi, hassasiyet, kolay morarma ve dokunmaya duyarlılık gibi belirtilerle ortaya çıkan, kronik ve ilerleyici bir rahatsızlıktır. Ve bu tablonun en sık ihmal edilen ama en temel bileşenlerinden biri beslenmedir" dedi.</p>

<p></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/fotooo_1.png" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Vücudun üst ve alt kısmı orantısızdır"</strong></p>

<p>Lipödemin genetik ve hormonal kökenli bir bağ dokusu hastalığı olduğunu kaydeden Diyetisyen Sayer bu hastalığın ergenlik, gebelik, menopoz gibi hormonal geçiş dönemlerinde alevlendiği bilgisini verdi. Genellikle alt vücutta kalça, basen, uyluk ve bazen kollarda görülen bu yağ birikiminin; simetrik olduğuna ama vücudun üst kısmı ile orantısız bir görüntü oluşturduğuna dikkat çekerek bu durumun diyetle ve egzersizle kolay koly geçebilen bir tablo olmadığını söyledi.</p>

<p>Bu sebeple birçok kadının, yıllar boyunca pek çok "diyet" deneyimi yaşamasına rağmen, bacaklarındaki inatçı yağlanma nedeniyle kendini irade konusunda yetersiz ve başarısız hissettiğini anlatan Diyetisyen Sayer "Halbuki burada sorun motivasyon değil; fizyolojik direniştir. Yani lipödemli bir bireyin ihtiyaç duyduğu şey, sıradan bir zayıflama diyeti değil; hedef odaklı, bireyselleştirilmiş ve bütüncül bir beslenme yaklaşımıdır; diye konuştu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/salad-791891_1920.jpg" /></p>

<p><strong>"Kilo vermek için değil iyileşmek için beslenin" </strong></p>

<p>Tedavide esas olanın yalnızca "kilo vermek" değil; vcudu bir bütün olarak iyileştirmek olduğunu vurgulayan Diyetisyen Sayer lipödem hastalarının beslenme planlamasındaki hedefleri "inflamasyonu (iltihabi süreci) azaltmak, lenfatik ve dolaşım sistemini desteklemek, ödemi azaltmak, insülin direncini ve kan şekeri dalgalanmalarını dengelemek, duygusal yeme ve beden algısıyla ilgili farkındalık oluşturmak" şeklinde sıraladı.</p>

<p>Her hastanın durumunun kendine özgü olsa da temel ilkelerin genellikle aynı olduğuna değinen Diyetisyen Sayer şunları söyledi: "Anti-inflamatuvar beslenme yani lipödemde aktif olan iltihabı (inflamasyon) süreci baskılamak için bazı gıdaların öne çıkması gerekir: Mevsiminde, renkli ve çeşitli sebzeler, taze meyveler (özellikle yaban mersini, frambuaz, böğürtlen, nar gibi antioksidan içeriği yüksek kırmızı ve mor meyveler), soğuk sıkım gerçek zeytinyağı, avokado, çiğ kuruyemişler, Omega-3 içeriği yüksek balıklar (somon, uskumru, sardalya) zerdeçal, zencefil gibi doğal anti-inflamatuvar baharatlar. Bu besinler hem ödemi hem ağrıyı azaltmada yardımcı olabilir".</p>

<p><strong>"Diyaber eşlik ediyorsa ödem ve inflamasyon artıyor" </strong></p>

<p>Lipödemli bireylerde insülin direncinin de sık görüldüğüne işaret eden Diyetisyen Sayer bunun sadece kilo kontrolünü zorlaştırmakla kalmadığını; ödem, yorgunluk, tatlı isteği ve inflamasyon riskini de artırdığını anlattı. Bunun için basit şekerden, beyaz unlu ve işlenmiş karbonhidratlardan uzak durulmasını; tam tahıllılar, kuru baklagiller ve yüksek lifli gıdaların tercih edilmesini; öğünlerde proteinin (yumurta, yoğurt, baklagil, et-tavuk-balık) mutlaka yer almasını tavsiye etti.</p>

<p>Lenf sistemini destekleyerek hücre içi dengeyi koruyan minerallere dair ise "Su tüketimi günde en az 2-2,5 litre olmlı. Koyu yeşil yapraklılar, badem ve kakao tüketilerek magnezyum ihtiyacı karşılanmalı. Potasyum için muz, avokado, patates, pancar; C vitamini için ise maydanoz, kivi, turunçgiller yenilebilir" dedi.</p>

<p>Her birey için geçerli olmasa da, bazı lipödemli hastaların süt ürünleri ve glutene hassas olabildiğinden bahseden Diyetisyen Sayer bu gıdaların vücutta inflamasyonu artırabildiğini ancak bu grupları tamamen beslenmeden çıkarmak yerine bir beslenme uzmanı eşliğinde gıdaları eleyerek ilerlemek gerektiğini dile getirdi.</p>

<p><strong>"Sadece fiziksel değil duygusal yükü de ağır" </strong></p>

<p>Lipödem yalnızca fiziksel bir durum değil; duygusal yükü de ağır olan bir tanı olduğunun altını çizen Diyetisyen Sayer "Kendi bedenini anlamaya çalışan bir kadın, yıllarca suçluluk, utanma ve dışlanmışlık hisleriyle boğuşabilir. 'Ne yaparsam yapayım bu bacaklar değişmiyor' düşüncesi; umutsuzluğu ve yeme davrnış bozukluklarını tetikleyebilir. Lipödem bir yaşam biçimi haline getirildiğinde, doğru adımlar atıldığında kontrol altına alınabilir. Sürdürülebilir bir beslenme modeliyle, birey yalnızca fiziksel değil; zihinsel ve duygusal olarak da güçlenebilir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/istenmeyen-kilolarin-kaynagi-lipodem-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Aug 2025 15:53:25 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/08/_a7886.jpg" type="image/jpeg" length="79169"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Yanlış sırayla yemek yiyorsanız kilo vermeniz zorlaşabilir” “Önce sebze, ardından protein, en son karbonhidrat”]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/yanlis-sirayla-yemek-yiyorsaniz-kilo-vermeniz-zorlasabilir-once-sebze-ardindan-protein-en-son-karbonhidrat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/yanlis-sirayla-yemek-yiyorsaniz-kilo-vermeniz-zorlasabilir-once-sebze-ardindan-protein-en-son-karbonhidrat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Soydemir, yemekleri belirli bir sırayla yemenin kan şekerini dengelemeyi ve kilo kontrolünü sağladığını söyledi. Buna göre önce lifli gıdaların, ardından proteinlerin ve en son olarak da karbonhidratların yenilmesini tavsiye etti.<br />
 </p>

<p>Yemek yeme sıralamasının tokluk mekanizması ve kilo verme süreci üzerindeki etkileriyle dikkat edilmesi gereken önemli bir konu olduğunu vurgulayan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Soydemir “Yapılan bilimsel araştırmalar, yemekleri belirli bir sırada tüketmenin kan şekerinin dengelenmesine, tokluk hissinin uzatılmasına ve kilo kontrolünü kolaylaştırılmasına yardımcı olduğunu göstermektedir” dedi.</p>

<p>Öncelikle lifli gıdaları tüketmek, daha sonra proteinlere ve en son karbonhidratlara yer vermenin sıralamada en etkili yöntem olduğuna dikkat çeken Diyetisyen Soydemir bu sıralamanın, kan şekerindeki ani yükselişleri önlerken sindirimi daha yavaş ve kontrollü hale getirdiğini söyledi. Sebzeler ve tam tahıllar gibi lifli gıdaların mideyi doldurarak tokluk hissinin erken başlamasına yardımcı olduğunu; proteinlerin ise sindirimi yavaşlatarak uzun süre tokluk sağladığını belirten Diyetisyen Soydemir en son tüketilen karbonhidratların ise bu denge sayesinde kan şekerini ani bir şekilde yükseltmeden enerji verdiğini dile getirdi. <br />
<br />
 </p>

<p>“Kan şekerini düzenler, kilo kontrolü sağlar”</p>

<p>Bu yöntemin pratikteki uygulamasına örnek veren Diyetisyen Soydemir “Bir öğünde önce sebze yemeği veya salata gibi lif açısından zengin gıdalar tüketilebilir. Ardından protein kaynağı olan tavuk, balık, yumurta ya da et tercih edilebilir. En son ise pilav, makarna veya ekmek gibi karbonhidrat içeren gıdalar yenmelidir” dedi. </p>

<p>Bu sıralamanın faydalarının sadece kan şekerini düzenlemekle sınırlı olmadığının altını çizen Diyetisyen Soydemir “Aynı zamanda kilo kontrolüne de katkı sağlar. </p>

<p>Kan şekerindeki ani dalgalanmaları önlediğiniz zaman, vücut daha az insülin salgılar. Daha az insülin salgılanması, yağ depolanmasını azaltarak kilo alımını zorlaştırır. Bunun yanında, mide boşluğunun daha uzun süre dolu kalması, gereksiz atıştırmaların ve fazladan kalori alımının önüne geçer” diye konuştu. </p>

<p><br />
“Lifli gıdalar önce yenilirse, karbonhidratların sindirimini yavaşlatır”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir başka önemli konunun ise yemek sıralamasının sindirim sırasındaki etkileri olduğuna değinen Diyetisyen Soydemir lifli gıdalar öncelikle tüketildiğinde, mide ve bağırsaklarda bir bariyer oluşturarak karbonhidratların sindirimini yavaşlattığını, bunun da hem diyabet hastaları hem de insülin direnci olan bireyler için büyük bir avantaj sağladığını anlattı. </p>

<p>Her bireyin metabolizmasının farklı işlediğini anımsatan Diyetisyen Soydemir “Bu bilgiler genel bir öneri niteliğindedir. Herkeste aynı etkiyi yaratacağını söyleyemeyiz. Dolayısıyla, bireysel ihtiyaçlarınızı anlamak ve buna uygun bir beslenme planı oluşturmak için bir diyetisyenden destek almalısınız” dedi. Sağlıklı bir yaşam sürmek için yemek yeme sıralamasına dikkat etmenin, hem kısa hem de uzun vadede çok faydalı bir alışkanlık olduğunu; daha dengeli ve bilinçli bir öğün planlaması ile hem fiziksel sağlık hem de yaşam kalitesinin artacağını sözlerine ekledi.</p>

<p><br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/yanlis-sirayla-yemek-yiyorsaniz-kilo-vermeniz-zorlasabilir-once-sebze-ardindan-protein-en-son-karbonhidrat</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 11:31:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/03/yanlis-sirayla-yemek-yiyorsaniz-kilo-vermeniz-zorlasabilir-once-sebze-ardindan-protein-en-son-karbonhidrat_c2ac8.jpg" type="image/jpeg" length="19363"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Geniz eti ve bademcik hastalıkları işitme kaybına yol açabilir”]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/geniz-eti-ve-bademcik-hastaliklari-isitme-kaybina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/geniz-eti-ve-bademcik-hastaliklari-isitme-kaybina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Abdülkadir Oran, çocuklarda sık görülen geniz eti ve bademcik hastalıklarının, uzun süre tedavi edilmediğinde büyüme geriliği, damak diş ve yüz anatomisinde bozukluklar ve işitme kayıplarına yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Abdülkadir Oran çocuklarda geniz eti ve bademcik hastalıklarının belirtileri, nedenleri, tanı yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında anne babalara önemli bilgiler verdi. Geniz eti ve bademciklerin vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfoid dokular olduğunu ifade eden Dr. Oran çocuklarda enfeksiyonlarla savaşmada önemli bir rol oynasalar da, bu dokuların büyümesi ve sık enfeksiyonlara yol açmasının sağlık sorunlarına neden olabileceğini anlattı. <br />
<br />
 </p>

<p>“Mikroplara karşı ilk savunma hattı”</p>

<p>Tıptaki adıyla “adenoid”, halk arasında geniz eti denilen dokunun burun boşluğunun arkasında yer aldığını ve solunum yoluyla alınan mikroplara karşı ilk savunma hattını oluşturduğunu belirten Dr. Oran, bademcik olarak bilinen “tonsiller”in boğazın her iki yanında bulunduğunu ve ağız yoluyla vücuda giren mikroorganizmaları yakalayarak bağışıklık sistemini aktive ettiğini dile getirdi. Çocukluk döneminde, özellikle 3-10 yaş aralığında, geniz eti ve bademciklerin daha aktif çalıştığını ekleyen Dr. Oran bununla birlikte bazen bu dokuların büyümesi veya kronik enfeksiyonlarının farklı sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. <br />
<br />
 </p>

<p>“Ağızdan nefes alma ve horlama geniz etine işaret eder”</p>

<p>Bu hastalığa neden olan faktörleri sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik solunum yolu hastalıklarına sahip olmak, genetik yatkınlık ve çocukluk döneminde bağışıklık sisteminin aktif çalışması olarak sıralayan Dr. Oran “Geniz eti büyümesi genellikle ağızdan nefes alma, horlama ve uyku apnesi, sürekli burun tıkanıklığı, konuşmada burundan gelen ses tonu, sık orta kulak enfeksiyonu (otitis media) ile antibiyotik tedavileri ile iyileşmeyen veya sık tekrar eden iltihaplı burun ve/veya geniz akıntısı gibi belirtilerle kendini belli eder. Bademcik hastalıklarının başlıca belirtileri ise boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü, ateş, boyunda lenf bezlerinde şişlik, kötü ağız kokusu, tekrarlayan bademcik iltihabı (tonsillit) ve boyutunun artmasına bağlı solunum ve beslenme sorunlarıdır” diye konuştu. </p>

<p>“İlaçla tedavi edilebilir ya da cerrahi gerekebilir”</p>

<p>Çocuklarda geniz eti ve bademcik sorunlarına genellikle hasta şikayetleri (anamnez) ve fizik muayene ile tanı konulduğunu belirten Dr. Oran tanı sürecinde burun ve boğaz muayenesine ek olarak endoskopik inceleme, kan testleri ve eğer gerekirse radyolojik görüntüleme gibi tetkiklerden faydalanıldığını ifade etti. </p>

<p>Tedavi aşamasında medikal ve cerrahi seçeneklerin yer aldığını aktaran Dr. Oran “Obstrüktif yani tıkanıklık şikayetleri uzun süreli olmayan ve yine sık enfeksiyon geçirmeyen hastalarda antibiyotik, ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar ve burun spreyleri kullanılır. Eğer var ise alerjik hastalıkların tedavisi veya bağışıklık sistemi destekleyici önlemler alınabilir” dedi. <br />
İlaç kullanımının dışında cerrahi operasyona da ihtiyaç duyulabileceğini anımsatan Dr. Oran geniz etinin büyümesi ve uyku apnesine neden olması, antibiyotik tedavilerine dirençli ve sık tekrar eden enfeksiyon ve yine sık tekrar eden veya iyileşmeyen orta kulak enfeksiyonuna neden olması durumunda geniz eti ameliyatı (adenoidektomi) yapıldığını anlattı. Tekrarlayan bademcik iltihapları, bademciklerde aşırı büyüme ve solunum problemleri varlığında ise bademcik ameliyatı (tonsillektomi) uygulanabileceğini; ancak ameliyat kararının, çocuğun genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi değerlendirilerek doktor tarafından alınacağını sözlerine ekledi. </p>

<p>“Erken teşhis ve uygun tedaviyle kolayca kontrol altına alınabilir”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Oran bu hastalıklardan korunmak için yapılması gerekenlerin “Dengeli beslenme ve bağışıklık sistemini destekleyen gıdaların tüketimi, hijyen kurallarına dikkat edilmesi, sık enfeksiyonların erken tedavisi ile var ise alerjik hastalıkların tedavisi” olduğunu vurguladı.</p>

<p>Geniz eti ve bademcik hastalıklarının, çocukluk çağında sık karşılaşılan problemlerden biri olduğuna dikkat çeken Dr. Oran “Bu sorunlar erken teşhis ve uygun tedaviyle kolayca kontrol altına alınabilir. Ancak uzun süre tedavi edilmezse, büyüme geriliği, damak diş ve yüz anatomisinde bozukluklar, uyku bozuklukları, öğrenme güçlüğü ve kulakları etkileyerek kronik kulak iltihabı, işitme kayıpları gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, ebeveynlerin çocuklarının belirtilerine dikkat etmesi ve Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı hekime başvurması büyük önem taşır” diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/geniz-eti-ve-bademcik-hastaliklari-isitme-kaybina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 10:58:03 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/03/geniz-eti-ve-bademcik-hastaliklari-isitme-kaybina-yol-acabilir_26ad6.jpg" type="image/jpeg" length="27749"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek Enerjili Odaklanmış  Ultroson (HIFU) ile]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/yuksek-enerjili-odaklanmis-ultroson-hifu-ile</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/yuksek-enerjili-odaklanmis-ultroson-hifu-ile" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Vajinanın sıkılaşması, cinsel fonksiyonların iyileşmesi sağlanabiliyor”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yurdaer Kaynak vajinal gevşeme, idrar kaçırma sorunları, cinsel tatmin eksikliği ve vajinal kuruluk sorunları yaşayan kadınlara Vajinal Yüksek Enerjili Odaklanmış Ultrason (HIFU) yöntemiyle faydalı olabileceğini söyledi. <br />
<br />
 </p>

<p>Son yıllarda, kadın sağlığı alanında geliştirilen tedavi yöntemleri ve teknolojilerden bahseden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yurdaer Kaynak yeni tedavi yöntemi olan Vajinal HIFU (Yüksek Enerjili Odaklanmış Ultrason) hakkında önemli bilgiler verdi. Kadınların genital bölgelerindeki çeşitli problemleri çözmek için kullanılan non-invaziv bir teknik olan Vajinal HIFU’nun faydalarını anlatan Dr. Kaynak “Bu teknik ‘High-intensity Focused Ultrasound’ ifadesinin yani Yüksek Enerjili Odaklanmış Ultrason'un kısaltması olan HIFU adıyla anılmaktadır. Bu teknoloji, ses dalgalarını kullanarak vücudun derin dokularına ulaşmayı sağlar. Özellikle vajinal dokuların gençleştirilmesi, sıkılaştırılması ve cinsel fonksiyonların iyileştirilmesi gibi amaçlarla kullanılmaktadır. HIFU, invaziv bir yöntem değildir; yani cerrahi müdahale gerektirmeden işlem yapılır ve hastalar genellikle kısa sürede normal yaşantılarına dönebilirler” dedi.</p>

<p>“Dokuları sıkılaştırır, idrar kaçırma sorunlarını azaltır”</p>

<p>Vajinal HIFU’nun pek çok fayda sunarak kadınların yaşam kalitesini arttırmayı hedeflediğine işaret eden Dr. Kaynak doğum, yaşlanma ve hormonal değişiklikler sonucu vajinal dokularda görülen gevşemeyle ilgili HIFU tekniğinin, bu dokuları uyararak sıkılaşma sağlayarak genç bir görünüm kazandırdığını söyledi. Yine pelvik taban kaslarının güçlendirilmesi yoluyla özellikle doğum yapan kadınlarda yaygın bir problem olan idrar kaçırma sorunlarını azaltabileceğini ifade etti. <br />
<br />
 </p>

<p>“Cinsel tatminin artmasında etkili olur”</p>

<p>Bu yöntemin cinsel ilişki sırasında duyarlılığı artırarak cinsel tatmini yükseltebileceğini belirten Dr. Kaynak kadınların cinsel yaşamındaki bu iyileşmenin genel yaşam kalitelerini de olumlu etkileyeceğini vurguladı. Aynı şekilde vajinal dokuların nem dengesini korumaya yardımcı olabileceğini, bunun da menopoz sonrası veya hormonal değişiklikler yaşayan kadınlar için önemli olduğunu sözlerine ekledi. Bu süreçte cerrahi bir işlem uygulanmadığı için, iyileşme süresinin çok daha kısa olduğunu ve işlem sonrası hastaların genellikle günlük aktivitelerine derhal dönebildiklerini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“İşlem genellikle 30 ila 60 dakika sürer”</p>

<p>Tedavinin genellikle birkaç aşamada gerçekleştirildiğini belirten Dr. Kaynak “Değerlendirme, uygulama ve sonrası olmak üzere 3 aşamadan söz edebiliriz. İlk olarak, hastanın sağlık durumu ve tedavi ihtiyaçları değerlendirilir. Doktor, uygun tedavi planını oluşturur. Uygulama aşamasında HIFU cihazı, vajinal bölgeye odaklanarak ultrason dalgalarını gönderir. Bu dalgalar, derin dokularda ısı oluşturarak kolajen üretimini artırır. İşlem genellikle 30 ila 60 dakika sürer. İşlem sonrasında ise hastaların çoğu hemen normal aktivitelerine dönebilir. Ancak, bazı hastalarda hafif bir rahatsızlık hissi oluşabilir” diye konuştu. </p>

<p>Genellikle vajinal gevşeme, idrar kaçırma sorunları, cinsel tatmin eksikliği, vajinal kuruluk sorunları yaşayan kadınlar için uygun olduğundan söz eden Dr. Kaynak yine de her tıbbi işlemde olduğu gibi, bu uygulamanın da öncesinde mutlaka bir uzmana danışmak gerektiğini; doktorun, muayene ve gerekli testler sonucunda en uygun tedavi yöntemini belirleyeceğini anlattı. </p>

<p>“Yaşam kalitesini arttırıyor”</p>

<p>Kadınların genital sağlığını iyileştirmek ve yaşam kalitelerini artırmak için Vajinal HIFU’nun umut verici bir seçenek sunduğunu belirten Dr. Kaynak şunları söyledi: “Non-invaziv doğası, hızlı iyileşme süreci ve birçok faydası ile bu teknoloji, kadınların cinsel ve genel sağlık sorunlarına karşı iyileştirme sağlayabiliyor. </p>

<p>Kadınların, bu yenilikçi tedavi yöntemini değerlendirmesi ve uzman görüşü alması, sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Kadın sağlığı alanındaki bu tür gelişmeler, toplumda farkındalığı artırmak ve kadınların sağlıklarına daha fazla önem vermelerini sağlamak açısından oldukça değerlidir”.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/yuksek-enerjili-odaklanmis-ultroson-hifu-ile</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Feb 2025 12:20:45 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2025/02/yuksek-enerjili-odaklanmis-ultroson-hifu-ile_2e5e3.jpg" type="image/jpeg" length="54533"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Deniz Gökalp]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/endokrinoloji-ve-ic-hastaliklari-uzmani-prof-dr-deniz-gokalp</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/endokrinoloji-ve-ic-hastaliklari-uzmani-prof-dr-deniz-gokalp" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Dünya genelinde her 10 yetişkinden 1’i diyabet hastası”</p>

<p>“15 yıl önce yetişkin nüfusta diyabet yüzde 14 oranında görülürken günümüzde yaklaşık yüzde 20 civarında görülmektedir”<br />
 </p>

<p>“Diyabeti olan her 2 kişiden biri hastalığının farkında değil”  </p>

<p>“Yapay pankreas ihtiyaç kadar insülin salgılıyor”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Dünyada her 6 saniyede 1 kişinin diyabet hastalığından hayatını kaybettiğine dikkat çeken Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Deniz Gökalp “Günümüzde yeni tedaviler var. Örneğin yapay pankreas, vücuttaki kan şeker düzeyine göre uygun dozlarda insülin uyguluyor. Ayrıca SGM (Sürekli Glukoz Monitörizasyonu) sistemiyle hastanın glukoz seviyesi anlık olarak ölçülüp akıllı telefonlardan takip edilebiliyor” dedi.  </p>

<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Deniz Gökalp “çeşitli nedenlerle pankreastan insülinin yetersiz salınması veya insülinin dokularda etkisini gösterememesi sonucu ortaya çıkan kan şeker yüksekliği ile karakterize sistemik bir hastalık” olarak tanımladığı diyabet hakkında önemli bilgiler verdi. Diyabetin Tip-1 Diyabet, Tip-2 Diyabet, gebelik diyabeti ve diğer spesifik tipler olmak üzere 4 sınıfta değerlendirildiğini belirten Prof. Dr. Gökalp “Pankreasın beta hücrelerinin bağışıklık sistemi bozukluğu sonucu meydana gelen insülin eksikliği nedeniyle Tip 1 Diyabet görülmektedir. Tip 2 Diyabet ise insülin etkisine karşı direnç veya insülinin pankreastan salınım defekti sonucu ortaya çıkmaktadır” dedi.<br />
<br />
<br />
 </p>

<p>Dünya genelinde her 10 yetişkinden 1’inin yani yaklaşık 550 milyon kişinin diyabetli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Gökalp “Ülkemizde diyabet artmaktadır. 15 yıl önce yapılan çalışmada yetişkin nüfusta diyabet yüzde 14 oranında görülürken günümüzde yaklaşık yüzde 20 civarında görülmektedir. Bununla beraber ne yazık ki her 3 diyabetli yetişkinden 1’i diyabetli olduğunun farkında değildir. Maalesef her 6 saniyede 1 kişi diyabet hastalığından hayatını kaybetmektedir” diye konuştu. Eskiden diyabetin gelişmiş ve sosyoekonomik düzeyi yüksek ülkelerde daha fazla görülmesine karşın günümüzde diyabet hastalarının yüzde 75’inin düşük ve orta gelirli ülkelerde görüldüğünü aktardı. </p>

<p>“Kişiye özel tedavi tercih ediliyor”</p>

<p>Diyabet görülme sıklığının bu kadar artması nedeniyle tedavilerin de güncellendiğini belirten Prof. Dr. Gökalp “Günümüzde bireyselleştirilmiş tedaviler tercih edilmektedir. Hastanın kalp hastalığının olup olmadığı, kilo fazlalığı ve obezite varlığı ile böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının durumuna göre tedavi tercihleri yapılmaktadır. Son yıllarda böbrekten şeker atılımını arttıran SGLT2 inhibitörleri dediğimiz ve iştah merkezini baskılayan GLP-1 analogları grubu yeni ilaçlar hastaların kilo vermesini sağlarken aynı zamanda kalp ve damar hastalıklarındaki faydalarıyla ön plana çıkmaktadır” dedi. </p>

<p>“Yapay pankreas akıllı telefona yüklenen bir yazılımla çalışıyor”</p>

<p>Tedavide tercih edilen yapay pankreas yöntemine değinen Prof. Dr. Gökalp yapay pankreasın bir organ olmadığını, pankreası taklit edebilecek şekilde geliştirilmiş bir insülin pompası olduğunu ifade etti. </p>

<p><br />
Derinin altına yerleştirilen bir insülin pompasının yine derinin altına konan, bir sensöre bağlı kan şekeri ölçüm cihazı ile yemek, fiziksel aktivite, stres ve uyku gibi durumlarda, ne kadar insülinin gerekli olduğunu belirleyen bir yazılıma sahip akıllı telefondan oluştuğunu anlattı. Sistemin vücuttaki kan şeker düzeyine göre uygun dozlarda insülin uyguladığını aktaran Prof. Dr. Gökalp “Bu sistem Tip 1 diyabet hastaları için daha sağlıklı bir hayat ve artmış yaşam kalitesi anlamına gelmekte. Yani 24 saat boyunca kan şekeri azalıp artmasına göre insülin dozları da otomatik olarak değişecektir. Sistem sürekli kan şekeri ölçümü yaptığı için sensörün uyarısına göre kan şekerimiz yükseldiğinde insülin salınımı başlayacak. Şekerimiz belirli bir seviyenin altına düştüğünde insülin salınımını durdurup kan şekerinin daha fazla düşmesini önleyecektir” dedi. </p>

<p>“SGM ile anlık glukoz ölçümü cep telefonundan izlenebiliyor”</p>

<p>Gukoz ölçüm tekniklerindeki yeniliklerden de bahseden Prof. Dr. Gökalp uzun yıllar parmak ucundan bakılan glukoz ölçümünün, yerini daha popüler olan Sürekli Glukoz Monitorizasyonu (SGM) sistemine bıraktığını dile getirdi. SGM sistemleri ile kolumuzda cilt altına yerleştirilen bir aparatla glukoz değerinin anlık olarak ölçülüp sisteme kaydedildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökalp “Böylece glukoz değerleri aile bireyleri ve sağlık personelleri ile sürekli paylaşımına imkan tanıması nedeniyle hastaların kan glukoz değerlerinin uzaktan izlenmesi sayesinde, diyabetin yönetilmesi ve oluşabilecek olumsuz durumların önlenmesinde yardımcı olmaktadır. Kan glukozunun o andaki düşme veya yükselmeye ilişkin verileri cep telefonuna aktardığı için hem yetişkin hem de çocuk hastaların aile bireyleri glukoz değerlerini anlık görüp glukoz düşmelerine ve yükselmelerine erken müdahale edebilmektedirler” diyerek bilgi verdi. </p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/endokrinoloji-ve-ic-hastaliklari-uzmani-prof-dr-deniz-gokalp</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Dec 2024 15:29:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/12/endokrinoloji-ve-ic-hastaliklari-uzmani-prof-dr-deniz-gokalp_e05f6.jpg" type="image/jpeg" length="27356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[UZMAN DOKTOR ÖMER ÜMMETOĞLU]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/uzman-doktor-omer-ummetoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/uzman-doktor-omer-ummetoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cilt sağlığı, hem estetik hem de sağlık açısından büyük bir öneme sahiptir. Son yıllarda dermatoloji, sadece cilt hastalıklarının tedavisiyle değil, aynı zamanda kozmetik alanındaki gelişmelerle de dikkat çekmektedir. Bu alandaki önemli isimlerden biri de, 22 yıllık deneyime sahip olan Dermatolog Dr. Ömer Ümmetoğlu. Kendisi, cilt sağlığı ve estetiği konusunda derin bilgiye sahip olmasının yanı sıra, hastalarının kendilerini daha iyi hissetmeleri için inovatif tedavi yöntemlerine de başvuran bir uzman. Röportajımızda, dermatolojiye olan ilgisinden, yeni açtığı kliniğinin sunduğu hizmetlere kadar pek çok konuya değindik. Ayrıca, akne tedavisi, cilt kanseri, lazerle dövme silme ve daha birçok konuda değerli bilgiler paylaştı. Ömer Ümmetoğlu’nun hastalarına sunduğu özel tedavi seçenekleri ve cilt bakımı tavsiyeleri, cilt sağlığına ilgi duyan herkes için büyük bir rehber niteliği taşıyor. </p>

<p></p>

<p>Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Dermatolojiye olan ilginiz nasıl başladı ve bu alandaki kariyer yolculuğunuz nasıl şekillendi?</p>

<p>1977 Fethiye doğumluyum. Evli ve iki kız babasıyım. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 2002 yılında mezun olduktan sonra, Muş ilinde mecburi hizmetim sırasında tanıştığım bir dermatolog ağabeyimden etkilenerek 2008 yılında dermatoloji ihtisasına Bezmiâlem Üniversitesi'nde başladım. Dermatoloji uzmanı olarak Van, Edirne, Bilecik ve son olarak da Eskişehir'de 22 yıla yakın kamu hizmetinde görev yaptım. Son yıllarda, kozmetik gelişmelere olan ilgimin artması ve insanların kendilerini daha mutlu hissetmelerini sağlamak adına kendi kliniğimde hizmet vermeye başladım. </p>

<p>Yeni açtığınız kliniğinizin sunduğu hizmetler ve hastalarınıza sağladığı özel olanaklar hakkında bilgi verebilir misiniz? </p>

<p>Kliniğimde dermatolojik hastalıkların tanı, takip ve tedavisi yapılmaktadır. Bu amaçla kriyoterapi, elektrocerrahi, biyopsi işlemleri, mikroskobik mantar incelenmesi, demodex için yüzeyel deri incelenmesi ve Wood muayenesi yapılmaktadır. Kozmetik amaçlı uygulamalar olarak da mezoterapi, mikro iğneleme, altın iğne uygulamaları, botulinum toksin, dolgu, sıvı yüz germe, cihazlarla cilt bakımı ve kimyasal peeling yapılmaktadır. Lazer cihazlarımız ile de lazer epilasyon, tüy sarartma, ince damar tedavileri, inatçı siğillerin tedavisi, tırnak mantarı tedavisi, lazerle dövme silme işlemi, leke tedavisi, karbon peeling işlemi, kızarık yüz tedavisi, yaşla oluşan lekelerin tedavisi ve anti-aging amaçlı uygulamalar yapılmaktadır. </p>

<p></p>

<p>Rozasea ve seboreik dermatit gibi kronik cilt rahatsızlıklarında yaşam kalitesini artırmak için hastalara hangi önerilerde bulunuyorsunuz? </p>

<p>Rozasea ve seboreik dermatit, genetik zeminde uygun çevresel faktörlerin etkisiyle ataklar halinde tekrarlayabilen kronik deri hastalıklarıdır. Her iki hastalık da stres, sigara, alkol, güneş ve benzeri tetikleyicilerle artar. Rozasea, acı, baharat, sıcak gıdalar, sıcak banyo ve güneş ile artar. Bu yüzden güneş koruyucu kullanımı rozasea için önemlidir. Seboreik dermatitte ise kızarıklık ve ince bir kepeklenme söz konusu olduğundan, uygun temizleyici ve nemlendiriciler kullanılarak semptomatik rahatlama sağlanabilir. </p>

<p>Dermatolojik hastalıklardan akne tedavisinde hangi yeni yöntemleri kullanıyorsunuz?</p>

<p>Akne tedavisinde, klasik ilaç tedavilerine ilaveten yeni gelişen cilt bakım cihazları ile bakım sonrası mavi ışık LED tedavisini; izler belirgin ise kimyasal peeling ve altın iğne tedavisini; yağlanma ve gözenek belirginliğinde ise Q-Switch lazerimizle karbon peeling ve BBL lazer yöntemini kullanmaktayız.</p>

<p></p>

<p>Mantar hastalıkları ve uyuz gibi bulaşıcı deri hastalıklarında tedavi sürecinin en kritik aşamaları nelerdir?  </p>

<p>Tedavinin en önemli aşaması, hekiminizin önerdiği tedaviye tam uyulmasıdır. Kişisel hijyene azami özen gösterilmesi, bu hastalıkların tekrarından korumaktadır. Eksik tedavi, tekrarları ve bulaşıcılığı arttırmaktadır. Örneğin, uyuz tedavisinde 7-14 gün sonrasında ikinci bir kür yapılması gereklidir. Mantar hastalıklarında da iyileşme süresi ayları bulabilmektedir.<br />
 </p>

<p></p>

<p>Cilt bakımı ve leke tedavisi konusunda hastalarınıza en sık önerdiğiniz bakım rutini nedir?</p>

<p>Cilt bakımı rutini için öncelikle bir dermatolog tarafından değerlendirilmeniz uygun olacaktır. Cilt tipinize göre uygun bir ürünle temizledikten sonra, deri tipinize uygun nemlendirici kullanmalı ve son olarak dışarı çıkmadan yarım saat önce güneş kreminizi sürmelisiniz. Akşam için, varsa önce makyaj ve benzeri krem kalıntılarını temizledikten sonra, yine ihtiyaca göre içerik barındıran nemlendiriciler kullanılmalıdır.</p>

<p>Fraksiyonel lazer ve karbon peeling işlemlerinin hangi cilt sorunları için etkili olduğunu söyleyebilirsiniz?</p>

<p>Fraksiyonel lazerler, deride kolonlar halinde kısmi hasar oluşturarak yenilenme süreci başlatan yeni lazer sistemlerindendir. Bu tedavi yöntemi ile yara ve sivilce izi gibi izlerin tedavisi; yaş alma ile oluşan ince kırışıklıklar, leke, çillenme problemleri, çatlak sorunları ve dövme silme işlemi yapılabilir. Karbon peeling uygulaması, karbon içerikli kremin ince bir tabaka halinde sürülmesi sonrasında derinin Q-Switch lazer ile ışınlanması yoluyla yapılır. Bu sayede, ciltteki kirler, fazla yağ ve ölü hücreler ortadan kaldırılır; gözenekler küçülür, cilt dokusu yenilenir. </p>

<p>Cilt kanseri konusunda hastaları bilinçlendirmek için nelere dikkat edilmeli ve hangi belirtiler erken teşhis için önemlidir? </p>

<p>Cilt kanserinden korunmak için öncelikle solaryumdan, sigaradan ve aşırı güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınmalıyız. Mümkünse, ayda bir kez ayna karşısına geçip tüm bedenimizi incelemeli; yeni gelişen, renk değiştiren, kaşınan benimiz ya da iyileşmeyen yaralarımız varsa mutlaka bir dermatoloğa başvurmalıyız. </p>

<p>Eksozom tedavisi, dermatoloji alanında son dönemde popüler hale geldi. Bu tedavi yöntemi hakkında bilgi verebilir misiniz?</p>

<p>Eksozom tedavileri, sadece dermatolojide değil, diğer tıp alanlarında da popüler hale gelmiştir. Eksozomlar, hücreler arası iletişimi sağlayan çok küçük keseciklerden oluşmaktadır. Daha önce atık gözüyle bakılırken, şimdilerde bu keseciklerin daha işlevsel olduğunun farkına varılmıştır. Bu moleküller, dokularda temizlenme, yenilenme ve tamiratı başlatmaktadır.<br />
Dermatoloji alanında ise eksozomlar, cilt yenilenmesi, yaşlanma karşıtı uygulamalar, leke tedavisi, iz tedavisi, saç dökülmesi ve iyileşmeyen yaraların tedavisinde diğer yöntemlerle kombine edilerek kullanılmaktadır.</p>

<p>Dövme silme işlemlerinde kullanılan teknikler ve bu işlemin sonuçları hakkında hastalarınız en çok hangi soruları soruyor? </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dövme silme işlemi için en etkili yöntem, lazerle silme işlemidir. En sık kullanılanlar Q-Switch Nd:YAG lazerlerdir. Bu lazerler, pigment hücrelerini parçalayarak ortamdan atılmasını sağlar. Bunun dışında, cerrahi olarak dövmenin çıkarılması, dermabrazyon dediğimiz dövmenin deri yüzeyinden zımparalanarak kazınması, kimyasal peeling ve dondurma tedavisi de kullanılmaktadır. Dövme silme işlemini en az hasarla ve en etkili şekilde lazer ile yapmaktayız.</p>

<p>Dövmenin rengi, mürekkebin çeşidi ve derinin yapısı tedavi sonuçlarını etkilemektedir. Hastalarımız bize en çok, sonrasında iz kalıp kalmayacağını ve tedavinin ne kadar sürede ve kaç seansta tamamlanacağını sormaktadır.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/uzman-doktor-omer-ummetoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Dec 2024 15:06:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/12/_649a4.png" type="image/jpeg" length="45351"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-dr-sevgi-selen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-dr-sevgi-selen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/FOTO-1.jpg" style="width: 316px; height: 443px;" /></p>

<p><br />
“Dünyada menopoz yaşı ortalama 51 iken ülkemizde 47”</p>

<p>“40 yaşından önce başlayan menopoz erken menopoz kabul ediliyor”<br />
“Menopoz öncesi dönem  2 ila 8 yıl sürebiliyor”<br />
 </p>

<p>“Menopozda hormon tedavisi kişiye özel olmalı”</p>

<p>Ülkemizde ortalama menopoz yaşının 47 olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen, semptomların kişiden kişiye farklılık gösterdiğini, olumsuz etkileri azaltacak hormon tedavisinin de kişiye özel planlanması gerektiğine dikkat çekti. </p>

<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen menopoz kelimesinin son adet kanaması anlamına geldiğini aktararak “1 yıl boyunca hiç adet kanaması olmaması durumunda” kesin menopoz tanısı konulabileceğini söyledi. Menopozun fizyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Dr. Selen “Yumurtalıkların fonksiyonunu kaybetmesi, doğurganlığın sonlanması, östrojen ve progesteron hormonlarının salınımının olmaması ile gerçekleşir. Bu fizyolojik süreç semptomların başladığı perimenopozal dönem ile başlar, menopoz ve sonrasındaki 12 aylık süreç ve ardından gelen postmenopozal dönem ile ilerler. Erken menopoz, doğal menopoz ve cerrahi menopoz olarak sınıflanabilir” dedi. </p>

<p>Ortalama menopoz yaşının dünyada 51, Türkiye’de ise 47 olduğunu dile getiren Dr. Selen bu sürecin 45-55 yaş arası hiçbir etken olmadan yaşanmasının doğal menopoz olduğunu; 40 yaşından önce geliştiğinde erken menopoz denildiğini; herhangi bir cerrahi müdahale sırasında yumurtalıkların alınmasıyla gelişmesinin ise cerrahi menopoz olarak adlandırıldığını anlattı. Menopoz yaşının en çok genetik tarafından belirlendiğini ancak ırk, beslenme, doğum sayısı, sigara, ilaç kullanımının da etkili olabildiğini söyledi. <br />
<br />
 </p>

<p>“İlk bulgular adet düzensizliği ve sıcak basmaları”</p>

<p>Menopozun ilk bulgularının görüldüğü yani perimenopozal dönemin ortalama 2 ila 8 yıl kadar devam ettiğini belirten Dr. Selen sürecin öncelikli olarak adet düzensizliği ile başladığını; sıcak basmaları, vajinal kuruluk, gece terlemeleri, uykusuzluk, sinirlilik, depresyon ve cinsel isteksizlik ile devam ettiğini dile getirdi. Bu semptomların görülme sıklığı ve süresinin kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini sözlerine ekledi. 21 günden daha sık aralıklarla kanama olduğunda, ara lekelenmeler olduğunda ya da uzun süreli adet olamama dönemlerinde öncelikle jinekolojik muayene yapılması gerektiğini vurgulayan Dr. Selen “Uzun süre adet olamama şikayetinde gebelik durumu da gözardı edilmemelidir. Aynı zamanda özellikle 1 yıl hiç adet kanaması olmayıp sonraki dönemde gelişen herhangi bir kanama durumunda mutlaka kadın doğum muayenesi yapılmalıdır” dedi. </p>

<p>“Hormon tedavisi kişiye özel planlanmalıdır”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcak basmalarının menopozda en sık rastlanan şikayetlerden biri olduğuna dikkat çeken Dr. Selen “Sıcak basması sağlığa zararlı değildir. Geceleri olan sıcak basmaları uyku düzenini etkileyebilir, bunun dışında tıbbi olarak zararı yoktur ve her zaman tedavi alınması gerekmez; ancak kişinin sosyal yaşamını etkilediğinde tedavi kişi özelinde planlanmalıdır. Sıcak basmaları özellikle hormon düzeyindeki düşüşle ilişkili olduğu için hormon tedavileri sıcak basma hissini azaltabilir. Ancak kişinin sağlık durumu tıbbi geçmişi göz önüne alınarak başlanmalı. Kalp ve damar hastalıkları riski, var olan kanser öyküsü mevcutsa ona yönelik tedavi planı yapılmalıdır” dedi. Östrojen hormonunun kemik kütlesinin korunmasında etkili olduğuna işaret eden Dr. Selen bu hormonun menopoz ile azalmaya başlamasının kemik erimesine neden olabileceğini, bu durumun takibi için de kemik dansitometresi denilen ve kemik yapısı hakkında fikir veren ölçüm yönteminin kullanıldığını ifade etti. Kemik erimesinin önüne geçme konusunda en etkili yöntemin hormon tedavisi olduğunu vurgulayan Dr. Selen “Ancak hormon tedavisi kişi özelinde ve sağlık durumu gözetilerek başlanabilir. Onun haricinde egzersiz, kalsiyum, D vitamini desteği önleyici olabilir. Ciddi kemik erimesi ve kırık geliştiği takdirde ise tedavi başlanabilir” diye konuştu. </p>

<p>“Gebelikten korunmaya devam edin”</p>

<p>Perimenopozal dönemdeki gebelik ihtimallerine de değinen Dr. Selen menopoz öncesi süreçte korunma yöntemlerine devam edilmesini tavsiye etti. Kişinin sağlık durumları göz önünde bulundurularak doğum kontrol hapları, bariyer yöntemler, aylık iğneler, cilt altı implant ve rahim içi araç sistemleri kullanılabileceğini anlattı. </p>

<p>Menopoz ve sonrasındaki 1 yıllık adet olmama sürecinin ardından ise cinsel yaşamın herhangi bir korunma önlemi olmadan devam edebileceğini söyleyen Dr. Selen “Menopoz sonrası yani postmenopozal dönemde vajinal atrofi (yani yeterli östrojen olmaması nedeniyle vajinal doku incelmesi) ve cilt değişiklikleri sebebiyle ilişkide ağrı ve kuruluk şikayetleri nedeniyle cinsel istekte azalma olabilir. Bu durumda vajinal lokal tedavilerden destek alınabilir. Menopoz sonrasında gelişen psikososyal değişiklikler, uyku bozuklukları, kullanılan metabolik hastalıklara bağlı ilaçlar da bu süreci olumsuz etkileyebilir; ancak durumun kaynağı tespit edilip o yönde destek verilebilir” dedi. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-dr-sevgi-selen</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Nov 2024 15:23:18 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/11/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-dr-sevgi-selen_e590f.jpg" type="image/jpeg" length="76235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GÖZ SAĞLIĞI İLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLER]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/goz-sagligi-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/goz-sagligi-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/Ekran-goruntusu-2024-10-16-153538.png" /></p>

<p>Görme duyumuz, öğrenme ve algılama süreçlerine önemli katkıda bulunur. Bununla birlikte dünyada her 4 kişiden biri gözleriyle ilgili sorunlar yaşıyor. Bu sorunlar ilerlerse yaşam kalitemizi bozuyor, tedavide geç kaldığımızda ise kalıcı görme kaybına bile yol açabiliyor. Günümüzde sık görülen bazıları göz hastalıkları hakkında bilgiler aldıkAcıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanları Prof. Dr. Seyhan Topbaş, Dr. Hasan Şen, Dr. Nezihi Ün ve Dr. Erdal Kabadere en önemli bilgiler veriyor.<br />
Göz, dünyaya açılan penceremiz. O pencerede ortaya çıkan bir sorun, yaşam kalitesinin düşmesinden körlüğe kadar çok ciddi sonuçlara yol açıyor. Çevresel veya genetik faktörlere bağlı olarak gelişen ve görme problemlerine yol açan; göz kapakları, göz zarı, gözyaşı kanalları, mercek veya sinir dokularında oluşan rahatsızlıklar “göz hastalıkları” olarak tanımlanıyor. Göz sağlığı sorunlarını hızlıca farkedip geç kalmadan hekime başvurmak gerekiyor. Zira birçok hastalıkta olduğu gibi, erken teşhis, tedavi başarısını artıyor. </p>

<p>Katarakt ilaçla değil ameliyatla tedavi edilebilir</p>

<p>Katarakt, göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi sonucu görme bozukluğuna yol açan bir hastalıktır. Genellikle yaş ilerledikçe ortaya çıksa da doğumsal olabilir, ilaçlara (özellikle steroidlere) veya travmalara bağlı olarak da gelişebilir. Belirtileri arasında görme keskinliğinde azalma, ışıkların dağılması ve renklerin donuklaşması yer alır. Katarakt her iki gözü de etkileyebilir ve kalıcı görme kaybı yapmaz. Tedavisi ameliyat ile yapılır; önleyici ilaçların etkisi yoktur. En yaygın yöntem “fakoemülsifikasyondur” ancak kataraktın durumu ve gözün özellikleri göz önüne alınarak farklı yöntemler de seçilebilir. Ameliyat zamanı, kataraktın yoğunluğu ve hastanın ihtiyaçları doğrultusunda hekimle birlikte belirlenir. Fako ameliyatı genelde göz damlası ile ağrısız bir şekilde yapılır ve dikişsiz bir girişimdir. <br />
Ameliyat sırasında göze yapay mercek yerleştirilir. Bu mercekler, gözde yaşam boyu kalabilir ve tek odaklı ya da çok odaklı olabilir. Çok odaklı mercekler, hekimin değerlendirmesi ve hastanın tercihlerine göre belirlenir. Yakın, orta ve uzak mesafeyi görmeyi sağlayan bu mercekler her hastaya uygun olmayabilir. Günümüzde katarakt tedavisi, yüksek hasta memnuniyeti ile başarıyla uygulanmaktadır.</p>

<p>Retina hastalıkları bulanık ve çarpık görmeyle başlıyor</p>

<p>Retina tabakası, fotoreseptör hücreler aracılığıyla üzerine düşen ışıkla görme işlevinin başladığı bir ağ tabakasıdır. Bu nedenle, retina hastalıkları görmeyi önemli ölçüde etkileyebilir. Retina hastalıklarının zamanında tanısı ve tedavisi, kalıcı görme kayıplarını önlemek açısından son derece önemlidir. </p>

<p>Erişkin yaş grubunda en sık görülen retina hastalıkları şunlardır:</p>

<p> Diyabete bağlı retina bozukluğu, yaşa bağlı makuladejenerasyonu (sarı nokta hastalığı), retinanın damar hastalıkları, retina yırtıkları ve bu yırtıklara bağlı retina dekolmanı. Ayrıca, daha çok çocuklar ve gençlerde görülen kalıtsal retina hastalıkları da mevcuttur. Retina hastalıkları, bulanık görme, çarpık görme, görme alanında kayıplar ve göz önünde lekeler gibi belirtilerin yanı sıra ani ve tam görme kayıpları ile de kendini gösterebilir.<br />
 </p>

<p>Diyabet hastaları her yıl “göz dibi muayenesi” yaptırmalı</p>

<p>Diyabete bağlı retina sorunları, erişkin yaşta en sık görülen ve önlenebilen önemli bir görme kaybı nedenidir. Bu sorunlar, genellikle diyabetin süresi, kötü kontrolü ve yüksek tansiyonla bağlantılı olarak ortaya çıkar. Gözdeki kanamalar ve makulada sıvı birikmesi, görmeyi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, göz içinde zamanla oluşan hastalıklı damarların büzüşmesi, retinayı yerinden kaldırarak ciddi görme kayıplarına yol açabilir. Diyabet hastalarının, göz yakınmaları olmasa bile mutlaka her yıl göz dibi muayenesi yaptırmaları gerekir. Bu muayeneyi yapan hekim, diyabetin göz dibi bulgularının şiddetine göre tedavi veya belirli aralıklarla takip önerebilir. Muayeneler sırasında OCT (optik koherenstomografi) ve bazen göz damarlarının anjiyografisi gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir. Diyabete bağlı retina sorunlarında, hekimin gerek görmesi durumunda lazer ve/veya göz içi ilaç uygulamaları yapılabilir. Bu yöntemler, kalıcı görme kaybını önlemede oldukça etkilidir. İleri aşamalarda, açılmayan göz içi kanamaları veya retina ayrılması durumlarında “pars plana vitrektomi” ameliyatı gerekebilir. Günümüzdeki teknolojik gelişmeler, bu ameliyatların oldukça başarılı bir şekilde yapılmasını sağlar.<br />
55 yaş üstünde daha çok görülen sarı nokta hastalığı</p>

<p>Günümüzde yaşam sürelerinin uzamasıyla daha sık görülen önemli bir hastalık, halk arasında "sarı nokta hastalığı" olarak bilinen yaşa bağlı makuladejenerasyonudur. Bu hastalık, özellikle 55 yaş üstündeki bireylerde görülür ve çevresel faktörler, genetik yatkınlık, aşırı gün ışığına maruz kalma, hipertansiyon ve sigara alışkanlığı gibi risk faktörlerinden etkilenir. Sarı nokta hastalığı, en çok görme kaybına yol açan durumlardan biridir ve belirtileri arasında görme azalması ile çarpık veya yamuk görme yer alır. Erken dönemlerde belirti vermese de muayene sırasında tespit edilebilir. Kuru tip, görme merkezinde drusen adı verilen sarı birikintilerin ve hassas hücrelerin erimesiyle ilerlerken, yaş tip ise, kanama, yağlanma ve sıvı birikimiyle hızlı bir şekilde görmeyi bozabilir. Tanı, göz hekiminin yapacağı göz dibi muayenesi, OCT tetkiki ve gerekirse göz anjiografisi ile konulur. Kuru tipin etkili bir tedavisi yoktur; ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için vitaminler kullanılabilir. Yaş tipte ise göz içi enjeksiyonlarıyla tedavi edilir ve zamanında başlayan tedavi oldukça iyi sonuçlar verir. Bu uygulamalar hastalığı tamamen iyileştirmese de, görme kaybını azaltmayı ve görme artışını sağlamayı hedefler. İlk üç, aylık enjeksiyondan sonra hastalığın durumuna göre farklı aralıklarla tedaviye devam edilir.</p>

<p>Gözde ışıklar çakıyorsa retina yırtığı olabilir</p>

<p>Retina yırtıkları, vitreus jelinin göz içinde yapıştığı yerlerden ayrılması sırasında meydana gelir. Bu ayrılma, sıkı yapışıklık bölgelerinde yırtıklara yol açabilir ve zamanında fark edilmezse, görme kaybına neden olan retinanın ayrılmasına (dekolmamnına) yol açar. Genellikle ışık çakmaları ve uçuşmalar gibi belirtilerle kendini gösterir, bu durum hastalar için rahatsız edici olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde, derhal bir göz hekimine başvurmak önemlidir, çünkü zaman kaybı göz sağlığını ciddi şekilde tehdit eder. Eğer yırtık tespit edilirse, yırtığın çevresine lazer uygulaması ile önlem alınabilir ve bu ileride oluşabilecek daha büyük sorunları engellemeye yardımcı olur. Ancak retina ayrılması gerçekleşmişse, cerrahi müdahale gereklidir ve bu süreçte hastanın göz sağlığına dair tüm detaylar göz önünde bulundurulmalıdır. <br />
En sık kullanılan yöntem “pars plana vitrektomi” olup, bu işlem sırasında göz içi sıvıları temizlenir ve yırtıklar lazerle yapıştırılır. Ameliyat sonrası hastaya özel bir baş pozisyonu verilmesi, iyileşme sürecini destekler ve gözün doğru pozisyonda kalmasını sağlar. <br />
 </p>

<p>Görmenin sessiz hırsızı: Glokom </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Glokom, 60 yaş üstü bireylerde erken tedaviyle önlenebilen körlüğün önde gelen nedenlerinden biridir. İki ana glokom türü bulunur. Açık açılı glokom, en yaygın türüdür ve göz içindeki sıvının boşaltılamaması sonucu gelişir. Göz içi basıncının yüksek seyrettiği bu tür, başlangıçta görme değişikliğine neden olmaz ve optik sinirine zarar verir. Normal göz basıncına duyarlı sinirler olan kişilerde glokoma yakalanma riski artar; bu nedenle düzenli göz muayeneleri önemlidir. İkinci tür olan açı kapanması glokomu (kapalı açılı veya dar açılı glokom olarak da bilinir), irisinin gözdeki drenaj açısına çok yakın olması durumunda ortaya çıkar. İrisin drenaj açısını tıkaması, göz basıncının hızla yükselmesine yol açar ve bu bir acil durumdur. Akut atak belirtileri arasında aniden bulanıklaşan görme, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve ışık etrafında gökkuşağı halkaları sayılabilir. Bazı kişilerde bu durum yavaş gelişir ve başlangıçta belirti vermeyebilir, bu yüzden hasar ciddileşene kadar hasta olduğunu bilmeyebilirler. Hastalık ilerledikçe yan görüşte kör noktalar oluşur, ancak merkezi görüşte değişiklikler genellikle geç fark edilir. Bu nedenle glokom, "görmenin sessiz hırsızı" olarak adlandırılır. Düzenli göz muayeneleri, hastalığın erken tespitinde kritik rol oynar.Glokom tanısı kesin olarak tam bir göz muayenesi ile konulur. Sadece göz tansiyonunu kontrol eden bir tarama yeterli değildir. Glokomun hasarı kalıcı ve geri döndürülemez olsa da ilaç ve cerrahi ile daha fazla hasarın durdurulması mümkündür. <br />
Tedavi yöntemleri arasında ilaçlar, lazer cerrahisi, iridotomi, trabekülektomi ve trabeküloplasti yer alır. Glokomu başarılı bir şekilde tedavi etmek ve yönetmek, doktorla hasta arasında uyumlu bir ekip çalışmasına bağlıdır. Glokom tedavisine başladıktan sonra, göz doktorunuz düzenli kontroller isteyecektir. Genelde 3-6 ayda bir muayene gereklidir, ancak bu sıklık tedavi ihtiyaçlarına göre değişebilir. Glokomu yönetmek, hastaların bilinçli katılımını ve doktorun önerilerine uyum sağlamasını gerektirir. Böylece, göz sağlığınızı korumak ve görme kaybını önlemek mümkün olabilir.</p>

<p>Gözlükten kurtulmak için “excimer lazer” uygulanıyor</p>

<p>Excimer lazer halk arasında "göz çizdirme" olarak bilinen bir gözlükten kurtulma operasyonudur ve miyop, hipermetrop ve astigmat gibi göz kusurlarına uygulanır. Miyop hastalar için 1 numaradan 10 numaraya kadar, hipermetrop ve astigmat hastalar için ise 1 numaradan 6 numaraya kadar bu operasyon yapılabilir. Yani hem uzağı hem de yakını net göremeyen kişilere bu işlem uygulanabilir. Lazer tedavisi için hastanın en az 18 yaşında olması ve son iki yıl içerisinde göz numaralarında önemli bir değişiklik olmaması gerekmektedir. Operasyon ortalama 10-15 dakika sürer ve genellikle ağrılı bir işlem değildir; yaparken herhangi bir ağrı hissedilmez, sadece ufak tefek yanma ve batmalar olabilir. İyileşme süresi, uygulanan yönteme göre 1-7 gün arasında değişir ve hastaların genellikle 1-3 ay boyunca damla kullanması gerekir. Lazer tedavisinin sonunda hedef, göz numarasını mümkün olduğunca sıfıra yaklaştırmaktır; ancak günlük hayatı etkilemeyecek şekilde 0,25-0,5 gibi numaralar kalabilir. Bu numaralar genelde gözlüksüzlük numaralarıdır ve lazer operasyonunun başarı şansı oldukça yüksektir.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/goz-sagligi-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Oct 2024 14:54:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/10/goz-sagligi-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler_fd90c.jpg" type="image/jpeg" length="45817"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Op. Dr. Semavi Ulusoy:]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-op-dr-semavi-ulusoy</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-op-dr-semavi-ulusoy" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Düşük riskli HPV türleri kondilom denilen genital siğillere neden olabilir”</p>

<p>“HPV'li biri, belirti göstermediği için farkında olmadan virüsü başkasına bulaştırabilir”</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/Adsız-tasarım_1_2.png" style="width: 545px; height: 762px;" /><br />
 </p>

<p>“Hem kız hem erkek çocuklara HPV aşısı yaptırın”</p>

<p>HPV virüsüne karşı uyarıda bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy “Rahim ağzı kanseri vakalarının yüzde 80’inden fazlasında bu virüs rol oynar. Korunmak için 9-11 yaş arasındaki kız ve erkek çocukların aşılanması önerilmektedir” dedi.<br />
 <br />
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, tüm dünyada çok yaygın görülen İnsan Papilloma Virüsü (HPV) hakkında bilgi vererek 200’den fazla türü olan bu virüsün yaklaşık 40 türününgenital bölgede enfeksiyonlara, bazı türlerinin de el, ayak, ağız veya boğazda siğillere neden olabileceğini söyledi. Genital HPV türlerinin rahim ağzı kanserine yol açabilme ihtimaline göre "düşük riskli" veya "yüksek riskli" olarak gruplandığını belirten Dr. Ulusoy “Düşük riskli türler genital siğillere (kondilom) neden olabilir. En sık görülen düşük riskli türler HPV 6 ve 11’dir. Yüksek riskli kabul edilen 12 adet tür vardır: HPV 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58 ve 59. Bu türler, rahim ağzı kanseri yanı sıra vulva, vajina, anüs ve penis kanserleri ile ilişkilidir. Rahim ağzı kanseri vakalarının yüzde 80’den fazlasında HPV 16 ve/veya 18 tespit edilmektedir” diye konuştu.  </p>

<p>“Bağışıklık sistemi genellikle vücudu 2 yılda temizler”</p>

<p>Dr. Semavi Ulusoy, genital siğillere sebebiyet veren HPV türlerinin kansere neden olabilen türlerle aynı olmadığına dikkat çekti. Ancak bununla birlikte, siğil varsa, kansere neden olabilecek HPV türlerine de maruziyet söz konusu olabileceği için, dikkatli değerlendirme gerektiğini ifade etti. Cinsel olarak aktif olan çoğu insanın hayatının bir evresinde HPV ile karşılaştığına değinen Dr. Ulusoy “On vakanın dokuzunda, vücudun bağışıklık sistemi, HPV enfeksiyonunu kendiliğinden, herhangi bir tedavi olmadan ortadan kaldırarak iki yıl içinde temizler. Bu durum düşük riskli türlerde daha yüksek oranda görülmekle beraber, yüksek riskli türlerde çok daha nadirdir” dedi. <br />
 </p>

<p>“Yıllar sonra bile ortaya çıkabilir”</p>

<p>GenitalHPV’nin, enfeksiyonu olan biriyle cinsel ilişki sırasında deri teması yoluyla kolayca yayılabileceğini belirterek ilişki sırasında kullanılan prezervatif ve diğer lateks bariyerlerin, bulaşmayı tamamen önleyemediğini söyleyen Dr. Ulusoy “HPV'li çoğu insan, belirti göstermediği için virüse sahip olduğunu bilmez, ancak yine de virüsü başka birine bulaştırabilir. HPV'nin düşük riskli türleri, vulvada (dudaklar dahil), vajina veya anüste, penis, testis, kasık veya uylukta siğillere neden olabilir. Ten renginde, pembemsi veya beyaz küçük kabarcıklar olarak ortaya çıkan siğiller, HPV’ye maruz kaldıktan birkaç hafta, birkaç ay hatta yıllar sonra bile ortaya çıkabilir” dedi.<br />
 <br />
“Tedavi, siğilin boyutu, yeri ve sayısına göre belirlenir”</p>

<p>HPV için kesin bir tedavi olmadığını ancak siğiller kendiliğinden geçmezse ilaç tedavisi veya büyük lezyonların dondurulması ya da yakılması şeklinde cerrahi tedavi uygulandığını anlatan Dr. Ulusoy “Tedavi edilmezse, genital siğiller kaybolabilir, değişmeden kalabilir, boyut olarak büyüyebilir ya da sayıca artabilir. Tedavi yöntemi seçiminde siğillerin boyutu, yeri ve sayısı önem arz ederken tedavi sırasında siğillerdeki değişiklikler, hasta tercihi ve tedavinin yan etkileri göz önünde bulundurulur” diye konuştu.</p>

<p>“Anormal hücre oluşumuna sebep olabilir”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HPV'nin yüksek riskli türlerinin anormal hücre oluşumuna yani displaziye neden olduğuna değinen Dr. Ulusoy displazinin en yaygın görüldüğü yerin rahim ağzı olduğunu, vajina, vulva ve anüs gibi diğer bölgelerde daha az görüldüğünü ifade etti. Displazinin, kanser olmadığını ancak tedavi edilmezse kansere dönüşebileceğine işaret eden Dr. Ulusoy sözlerini “Bu nedenle, displazili hücrelere bazen ‘prekanseröz hücre’ yani kanser öncüsü hücre denir. Displazi ve rahim ağzı kanseri için tarama, erken prekanseröz değişikliklerin tespiti ve önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Tanı için papsmear testi yapılır. Anormal bir rahim ağzı kanseri tarama testi, enfeksiyon, displazi veya kanser belirtisi olabilir ve yakından takip edilmelidir. Bu gibi durumlarda rahim ağzını daha yakından inceleyen kolposkopi ve biyopsi gerekebilir. HPV testi, smear testi ile birlikte, kansere ve prekanseröz durumlara yol açabilecek yüksek riskli HPV türlerini aramak için kullanılabilir” diye sürdürdü. </p>

<p>“Hem kızlar hem de erkekler aşılanmalı”</p>

<p>HPV’den korunmak için aşılamanın esas olduğunun altını çizen Dr. Ulusoy “9 ila 45 yaş arası için 3 farklı aşı kullanımını onaylamıştır: İkili aşı olarak bilinen bu aşı, HPV 16 ve 18’e karşı bağışıklık sağlar.  Dörtlü aşı, HPV 6, 11, 16 ve 18 tiplerine karşı koruyucudur.  Dokuzlu aşı ise dörtlü aşıdaki türlere ek olarak 5 adet daha yüksek riskli tür dahil edilmiştir” dedi. </p>

<p>HPV’ye maruz kalmadan bağışıklık kazanmak için tüm dozların ilk cinsel temastan önce önerildiğinden bahseden Dr. Ulusoy hem kızlar hem de erkekler için 11 veya 12 yaşlarında aşı yapılmasını; 9 - 15 yaş arasında 2 doz, 15 yaşından büyüklerde ise 3 doz aşı uygulandığını söyledi. Aşının, çoğu rahim ağzı kanserine ve genital siğillere neden olan HPV türlerine karşı koruma sağladığını; ancak, daha az yaygın HPV türlerine karşı koruma sağlamadığını da sözlerine ekledi. Bu nedenle, aşılamaya rağmen düzenli jinekolojik tarama gerektiğini anımsattı.<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/kadin-hastaliklari-ve-dogum-uzmani-op-dr-semavi-ulusoy</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 12:57:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/09/_19c4a.jpg" type="image/jpeg" length="88989"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vajinusmus nedir ?  Tedavisi mümkün mü ?]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/vajinusmus-nedir-tedavisi-mumkun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/vajinusmus-nedir-tedavisi-mumkun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/emine-elmas-foto_1.png" style="width: 382px; height: 573px;" /><br />
Vajınusmus kadının ağrı, acı, çok kanama, korku ve kaygı ile birlikte cinsel birleşme yapamaması durumudur. Ülkemizde oldukça sık görülen ve tedavisi mümkün olan bir cinsel işlev bozukluğudur.</p>

<p>Vajınusmus genelde ilk cinsel birleşme denendiğinde ortaya çıkar. Nadiren vajınusmus, zor doğum öyküsü, kötü geçen jinekolojk muayene ve kürtaj gibi deneyimlerden sonra da gelişebilir.<br />
 </p>

<p>Vajınusmusda kadın ilişki denendiğinde, vajenin dış 1/3  kısmını çevreleyen kasları çoğunlukla istemsiz bir şekilde kasarak ilişkiye izin vermez. Aşırı korku, kaygı, panik hali vardır. Her denemede şartlanmış gibi aynı tepkiyi verir. Bu kasılmalara, diğer vücüt kasılmaları eşlik eder. Ayrıca bacaklarını kapatır, eşini iter, ortamdan kaçar. Kadında hiç olmayacak inancı yerleşir ve sonuçta seksten kaçar.</p>

<p>Vajınusmusda kadın kendini kadın olarak hissedemez, bir eksiklik olduğunu düşünür ve eşine karşı suçluluk hisseder sanki eşine karşı görevini yapmıyormuş gibi düşünür. Erkekte ise kırgınlık, istenmeme duygusu, eşine karşı öfke oluşur. Bazen de eşine karşı bekaret konusunda  şüphe duyabilir, eşine cinsel şiddet gösterebilir ve hatta boşanma sürecine kadar gidebilir.<br />
 </p>

<p>Vajınusmus tedavisini bir  jinekolog olarak şu şekilde kısaca anlatabilirim. </p>

<p>Tedaviye karar verildiği anda danışanlara çeşitli ödevler verilmektedir. Çok çeşitli olan bu görevler aslında çok basittir ama yapılması kolay değildir. Çünkü bu çift zamanla birbirinden fiziken ve cinsel yakınlık anlamında uzaklaşmıştır.  Egzersizlerin temelinde, cinselliğe karşı olan negatif düşünce ve duygulara karşı sistemik duyarsızlaştırma yatmaktadır. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cinselliğin yeme-içme, uyuma kadar doğal bir eylem olduğunu anlatıyoruz. Erkek egemen bir toplum olduğumuz için, cinsel ilişkilerde hedef partnere haz vermek gibi düşünülebilir. Ancak iki kişinin de karşılıklı haz alması sağlanmalıdır. Kadın ve erkek her ikisi de  kendi ihtiyaçlarını, isteklerini, zevk aldıkları veya istemedikleri şeyleri özgürce ifade etmelidir. Bundan dolayı cinsellikle ilgili yanlış bilinenleri doğru ile değiştiriyoruz. Genital anatomi, cinselliğin fizyolojisini anlatarak çiftlerin bu eylemi doğal karşılamasını sağlıyoruz.</p>

<p>Vajınal egzersizlerle, vajınayı çevreleyen kaslar üzerinde hakimiyet kurarak istemsiz kasılmaları istemli hale getirmek hedeflenir. Sonuç olarak, ilişki sırasında refleks hale gelmiş spazm ortadan kaldırılıyor. Ancak bazen kişide bazı travmalar bu durumu ortaya çıkarmışsa psikoterapiden yardım alıyoruz.</p>

<p>Vajınusmus cinsel tedaviler açısından en yüz güldürücü cinsel sorunlardan biridir. Tedavi edildikten sonra tekrar etmemesinin de önüne geçiyoruz. Ayrıca çiftlere cinsel birliktelik sırasında, zaman ve performans kaygısına girmeden, ön sevişmeye önem vererek ve bu deneyimin her anında hissederek birliktelik yaşamasını istiyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/vajinusmus-nedir-tedavisi-mumkun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 12:46:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/09/vajinusmus-nedir-tedavisi-mumkun-mu_380f6.jpg" type="image/jpeg" length="64243"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı  Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray uyardı:]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-mustafa-kaplangoray-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-mustafa-kaplangoray-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“ Kalp damar hastalıklarından kaynaklanan ölümlerin yaklaşık 5'te 1'inin nedeni  sigara”</p>

<p>“ Akdeniz tipi beslenme ve egzersiz, kalp hastalıklarından korunmada en önemli etkenlerin başında geliyor”<br />
<br />
<img class="detayFoto " src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/Adsız-tasarım.jpg" style="width: 365px; height: 512px;" /></p>

<p>Genç yaşta görülen kalp krizlerine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray “Bu durumu önlemek için risk faktörlerini azaltmak gerekiyor. Akdeniz tipi beslenme, kilo kontrolü ve egzersiz şart. Ayrıca sigaradan mutlaka uzak durulmalı” dedi. <br />
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, 40 hatta 30 yaş altındaki genç bireylerde kalp krizlerinin artışı ve kalp hastalıklarının önüne geçebilmek için önemli bilgiler verdi. </p>

<p>Genç yetişkinlerde kalp krizi artışının altındaki nedenlerden birinin obezite olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray,obezitenin, kan basıncını, kolesterol düzeylerini ve diyabet riskini etkilediğini, bununla birlikte fiziksel olarak aktif olmamanın da kalp krizi riskini yükselttiğini söyledi. Tip 2 diyabetin de arttığına değinen Doç. Dr. Kaplangöray “Diyabetik hastalarda kalp hastalığı riski normal bireylere göre iki kat daha fazladır ve kalp sorunları diyabetik bireylerde genç yaşta başlayabilir. Çünkü diyabetten kaynaklanan yüksek kan şekeri seviyeleri, kalbin beslenmesinden sorumlu kan damarlarına ve sinirlere zarar verebilir. Bu kişilerde ayrıca yüksek tansiyon ve obezite gibi rahatsızlıklara sahip olma olasılığı daha yüksektir” dedi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sigara damarları tıkayarak kalp krizine yol açıyor”</p>

<p>Sigara dumanının 7 binden fazla zararlı kimyasal içerdiğini anımsatan Doç. Dr. Kaplangöray, sigaranın kanın kimyasal yapısını değiştirdiğine değindi. Kimyasal yapısı değişen kanın, atar damarlarda plak oluşumu ve plağın hızlı ilerlemesine neden olarak tıkanıklığa, dolayısıyla da kalp krizi ve felce yol açabileceğine dikkat çekti. Kalp damar hastalıklarından kaynaklanan ölümlerin yaklaşık 5'te 1'inin sigara içmekle bağlantılı olduğunun altını çizdi. Doç. Dr. Kaplangöray, kalıtsal risk faktörlerini ise “55 yaşın altında kalp krizi veya felç geçmişi olan birinci derece erkek akrabanın varlığı (baba, erkek kardeşi gibi) ya da 65 yaşın altında kalp krizi veya felç geçmişi olan birinci derece kadın akrabanın varlığı (anne, kız kardeşi  gibi)” şeklinde tanımladı. <br />
<br />
 </p>

<p>“Risk faktörlerini engelleyin, egzersize başlayın”</p>

<p>Kalp krizini önlemenin en iyi yolunun risk faktörlerini engellemek olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kaplangöray “Ne kadar erken harekete geçilirse başarı da o kadar etkili olur. Yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerinden biri egzersizi yaşamınızın bir parçası haline getirmektir. Bu durum asansör kullanımını en aza indirmek, yaya gidilebilecek mesafelerde mümkün olduğu kadar araç kullanmamakgibi basit egzersizlerden düzenli spor yapmaya kadar değişik yoğunlukta olabilir. Ancak unutulmamalıdır kibelli yaştan sonra(kaç yaş üzerinde) veya herhangi bir rahatsızlığı olan bireylerin özellikle orta yoğunluk dediğimiz tempolu sporlara başlamadan önce bir kalp muayenesinden geçmesinde fayda vardır. Amerikan Kalp Derneği,sağlıklı bireylere haftada 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapmayı önermektedir” diye konuştu. <br />
Sağlıklı kilonun önemine işaret eden Doç. Dr. Kaplangöray, sadece beş kilo vermenin bile kan basıncında ve kolesterol seviyelerinde fark edilir bir düzelme yaratabileceğini; sağlıklı bir kalp için vücut kitle indeksinin (VKİ) 20 ile 25 arasında olması gerektiğini söyledi. </p>

<p>“Akdeniz tipi beslenme şart”</p>

<p>Kalp hastalıklarına yakalanmada genetik faktörlerin etkisi olsa da, hastalıktan korunmada beslenmenin önemli bir rolü olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kaplangöray “Hastalığın ilerlemesine ve yaşamsal riske aslında sağlıksız ve düzensiz beslenme sebep olabilir. Bunun dışında kalp hastalığına yakalandıktan sonra düzenli beslenme daha da önemli bir rol oynar. Dünya genelinde en çok benimsenen beslenme şekli, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığıdır. Akdeniz tipi beslenme alışkanlığı; tahıl, kurubaklagil, taze sebze-meyve, balık, zeytinyağı bakımından zengindir. Et, süt ve süt ürünleri tüketimi daha azdır. Akdeniz tipi beslenme tekli doymamış yağ asidi, posa, kompleks karbonhidrat içeriği yüksek, doymuş yağ, kolesterol ve basit karbonhidrat içeriği düşüktür. Akdeniz beslenme programında her gün tüketilecek besinler, tahıllar, sebze, meyve, kurubaklagiller, süt ve süt ürünleridir. Haftada bir iki kez balık, tavuk, yumurta önerilmektedir. Bu tip beslenmede kırmızı ete ayda bir iki kez yer verilmektedir. Yemeklerde zeytinyağı kullanımı tercih edilmelidir” diye konuştu. </p>

<p>“Stresten uzak durmak gerekiyor”</p>

<p>Kalp sağlığı açısından stressiz yaşamın faydalarından bahseden Doç. Dr. Kaplangöray ihtiyaç halinde psikiyatri veya psikolojik destek de alınabileceğini anımsattı. Sigarasız yaşamın hastalıkların ortaya çıkmasını veya var olan hastalıkların ilerlemesini engelleyen bir faktör olduğunu kaydeden Doç. Dr. Kaplangöray “Ailenizin kalp geçmişini bilmek ve bunun için de alınabilecek tedbirlerin farkında olmak olası kalp krizi ve diğer damar tıkanıklığının önlenmesi ve tedavisinde oldukça önemlidir” dedi. <br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-mustafa-kaplangoray-uyardi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 11:56:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/09/kardiyoloji-uzmani-doc-dr-mustafa-kaplangoray-uyardi_7048f.jpg" type="image/jpeg" length="54526"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİNE DAİR MERAK EDİLENLER]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/goz-kapagi-estetigine-dair-merak-edilenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/goz-kapagi-estetigine-dair-merak-edilenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<img class="detayFoto" src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/WhatsApp-Gorsel-2024-02-28-saat-15.55.57_5e1d53dd_2.jpg" style="width: 350px; height: 526px;" /></p>

<p>Göz Hastalıkları Uzmanı <br />
Op. Dr. Seda  Durgut <br />
<br />
Göz çevresi estetiği, gözümüzü çevreleyen  alanın estetik ve genç görünümünü amaçlayan cerrahi veya cerrahi olmayan işlemler içerir. Göz altı torbaları, kırışıklıklar ve düşük göz kapakları gibi estetik endişeleri düzeltmek için yaygın olarak tercih edilen bu teknikler, kişinin yüz ifadesini canlandırır ve daha genç ve canlı bir görünüm sağlayabilir. Göz çevresi estetiği, genellikle göz kapağı ameliyatları, botox enjeksiyonları veya dolgu maddelerinin kullanımını içerir. Bu işlemler, estetik amacın yanı sıra bazı durumlarda görme alanını genişleterek fonksiyonel iyileştirmeler de sağlayabilir. Her bir kişinin ihtiyaçlarına ve hedeflerine bağlı olarak, uzman hekimler tarafından özel olarak planlanan bu işlemler, doğal ve dengeli sonuçlar elde etmeyi amaçlar.<br />
<br />
Yapısal olarak veya zaman içerisinde üst ve alt göz kapaklarımızda yer çekiminin de etkisiyle istenmeyen değişiklikler oluşur ve etrafındaki yağ dokusu ile birlikte sarkar. Düşük ve sarkmış üst göz kapağı ve şişmiş göz altı torbaları insana sürekli yorgun ve üzgün bir ifade verir. Bu yorgun ve yaşlı ifade, yüzün geneli iyi olsa dahi tüm yüze hakim olur. Çünkü gözlerimiz yüz ifademizin temelini oluşturur.<br />
 </p>

<p>ÜST GÖZ KAPAĞI AMELİYATI (Üst Blefaroplasti)</p>

<p>Göz kapakları yaşlanmanın en fazla kendini gösterdiği ve en fazla dikkat çektiği yerdir. Yapısı gereği hem çok hareketli hem de çok ince derili olan göz kapaklarında cilt kırışması ilerleyen yaşlarda neredeyse kaçınılmaz olmaktadır.Üst göz kapağı ameliyatı, göz kapağının düşüklüğünü veya sarkıklığını düzeltmek amacıyla yapılan bir cerrahi işlemdir. Bu ameliyat genellikle estetik veya fonksiyonel nedenlerle gerçekleştirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunlardan bazıları:</p>

<p>Göz Kapağı Sarkması (Ptosis): Göz kapağının düşük olması, kişinin görünümünü etkileyebilir ve görme alanını daraltabilir.</p>

<p>Yaşlanma Etkileri: Yaşlanma süreciyle birlikte deri elastikiyetini kaybedebilir, göz kapakları sarkabilir.</p>

<p>Görme Problemleri: Göz kapağı sarkması nedeniyle görme alanında kısıtlama olabilir.</p>

<p>Baş Ağrısı ve Yorgunluk: Aşırı sarkmış göz kapakları, baş ağrısına ve göz yorgunluğuna neden olabilir.</p>

<p>Yukarıda saymış olduğumuz nedenler üst göz kapağı ameliyatı için uygunluk sağlamaktadır. <br />
<br />
 </p>

<p>ALT GÖZ KAPAĞI AMELİYATI (Alt Blefaroplasti)</p>

<p>Alt kapak bleferoplasti, göz kapağı torbalanmaları olan, alt göz kapağı cildinde sarkma ve derin çizgilenmeleri olan hastalarda uygulanan bir cerrahi işlemdir. Temel olarak, torbalanma görüntüsü yaratan yağ dokuları çıkarılır, sarkmış cilt gerginleştirilir, alt göz kapağı pozisyonu ayarlanır. Göz altı torbalarının azaltılması, kişinin daha dinç ve genç bir görünüm elde etmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Tedaviler cerrahidir. Göz çevresinde fazla, sarkan veya torbalar oluşturan deri ve deri altı yağ dokusunun kısmen çıkarılarak ve onarılarak daha sağlıklı ve estetik bir görünüme kavuşturulduğu bu ameliyatlara ’’blefaroplasti’’ terimi  kullanılmaktadır. Ameliyat her bir göz kapağı için ortalama 20 dakika sürer, lokal anesteziyle kapaklar iğne ile uyuşturularak ve sedasyon (sakinleştirici ilaçlar) eşliğinde yapılır. Hastanede yatmaya gerek yoktur, ameliyattan sonra 24 saat soğuk (buz torbası ile) uygulaması yapılır, yara yerine uygulanan antibiyotikli ve steroidli pomad tedavisi ile 1 hafta içinde normal hayata dönülebilir.</p>

<p>KAŞ KALDIRMA AMELİYATI</p>

<p>Kaşlarımız,  yüzümüze anlam katan ve yüz ifademizi belirleyen yapıların başlıcalarındandır. Gözleri koruyarak toz, ter ve diğer dış etkenlerin göze girmesini engeller, yüz simetrisine katkıda bulunur, estetik güzellik sağlar ve kişisel karakteri yansıtarak yüzün genel görünümünü etkiler.</p>

<p>Kaş düşüklüğü estetik görünümü bozduğu gibi, göz kapağı üzerine yığılma yaparak görme kalitesini de engelleyebilmektedir. Bu durumda kaş kaldırma ameliyatı ile yorgun, mutsuz görünüm düzeltilirken gözün üzerindeki ağırlık hissinden kurtulmak da mümkündür.</p>

<p>Kaş kaldırma ameliyatlarının göz kapağı estetiği ameliyatları ile kombine edilmesi ise hem göz kapaklarına, hem de kaş ve alına daha uzun süreli gençlik sağlamaktadır.</p>

<p>GÖZ KAPAKLARININ İÇE DÖNMESİ (Entropion)</p>

<p>Göz kapaklarının ve kirpiklerin içe dönmesi, gözün yüzeysel tabakalarında harabiyete, batma, yaşarma, ağrı gibi belirtilere, ileri durumlarda korneada (gözün saydam tabakası) yara oluşmasına ve görme kaybına neden olabilir. Bu durum da cerrahi olarak düzeltilmelidir. Kişinin konforunda çok ciddi rahatlama sağlar.<br />
GÖZ KAPAKLARININ DIŞA DÖNMESİ (Ektropion)</p>

<p>Alt göz kapağı dışa döner ve göze teması kesilirse, gözyaşı dağılımı yeterli olmaz. Göz yüzeyi açıkta kalır. Bu durum kornea hasarına, kuru göze ve enfeksiyona yol açabilir. Yaşarma, batma, yanma gibi belirtiler oluşabilir. Cerrahi girişimle tekrar normal kapak pozisyonu sağlanır. Hem tıbbi hem estetik açıdan kişilerin hayatında belirgin düzelme sağlar.</p>

<p>GÖZ KAPAĞI DÜŞÜKLÜĞÜ (Pitozis)<br />
Diğer sık görülen problem ‘pitozis’ olarak adlandırılan göz kapağı düşüklükleridir. Doğuştan olduğu zaman genellikle göz kapağını kaldıran kaşın iyi gelişmemesine bağlıdır. Yaşlanmaya bağlı da olabilir. Sebep göz kapağını kaldıran kasın zaman içinde yıpranmasıdır. Ya da bu kasa giden sinirin hasarına bağlı olabilir. </p>

<p>Göz kapağı gözü kapattığı için görmede kısıtlanmaya neden olur. Göz kapağını açık tutmada zorlanma, kapakları açmama sebebiyle alın bölgesinde ağrı ve özellikle okuma sırasında kapakta daha fazla düşme olur. Çocuklarda pitozis göz tembelliği, şaşılık, göz bozukluğu ile birlikte olabilmektedir.Ayrıca çocuklarda akran zorbalığı sebebi olmaktadır. Tedavisi ameliyattır. Ameliyatta asıl amaç normal görme gelişiminin sağlanması için gerekli kapak aralığının ayarlanması, diğer gözle en iyi simetrik görüntünün oluşturulmasıdır. Hastanın yaşı uygunsa ameliyat lokal anestezi altında, değilse genel anestezi ile uygulanır.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/goz-kapagi-estetigine-dair-merak-edilenler</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Aug 2024 16:34:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/08/goz_kapagi_estetigine_dair_merak_edilenler_h868_df1f1.jpg" type="image/jpeg" length="65097"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayrettin Dizen’den meme kanseri uyarısı:]]></title>
      <link>https://www.followlife.com.tr/genel-cerrahi-uzmani-doc-dr-hayrettin-dizenden-meme-kanseri-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.followlife.com.tr/genel-cerrahi-uzmani-doc-dr-hayrettin-dizenden-meme-kanseri-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://followlifecomtr.teimg.com/followlife-com-tr/images/upload/banner_3.png" style="width: 563px; height: 788px;" /><br />
<br />
Doç. Dr. Hayrettin Diken<br />
<br />
“Her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanacağı öngörülüyor”<br />
 </p>

<p>Meme kanseri, sık görülen bir hastalık. Dünya kanser görülme oranlarında, başı çekiyor. Sağlıklı beslenme, egzersiz, emzirme gibi sağlıklı alışkanlıklar edinmenin meme kanseri görülme oranının düşürdüğüne dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayrettin Diken, bu hastalık hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanacağının öngörüldüğü araştırma sonuçlarına dikkat çeken Acıbadem Eskişehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hayrettin Dizen, ülkemizde son 25 yılda meme kanseri vakalarının 2.5 kat arttığını belirterek “Gelişmiş ülkelerde meme kanserinden ölüm oranları azalırken düşük ve orta gelirli ülkelerde hem meme kanseri vakaları hem de ölüm oranları artmaktadır” dedi.</p>

<p>Toplumsal farkındalık çok önemli</p>

<p>Nüfusun yaşlanması ver artmasının meme kanserinin artış nedenlerinden olduğunu belirten Doç. Dr. Dizen “Artışın nedenlerinden bir diğeri farkındalık çalışmalarının yapılmasıdır. Pek çok ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşları meme kanseri hakkında bilgi vererek , önemli uyarılarda bulunuyor. Dolayısıyla medya üzerinden bu bilgiler topluma ulaşıyor. Ayrıca meme taraması yaptırma olanakları artıyor. Mamografi çektirilmesi, erken teşhis olanağını da artıyor. Ancak yine de toplum sağlığına yönelik bu çalışmaların oranını artırmamız gerekiyor.” Diye konuştu. </p>

<p>Yaşam alışkanlıklarınıza dikkat edin</p>

<p>Meme kanseri riskini düşürmenin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Dizen, “Günümüzde doğal yaşamdan giderek uzaklaşma sonucu yaşam alışkanlıklarımız da değişiyor. Artık yeterince hareket etmiyoruz. Daha fazla yemek yiyerek şişmanlıyoruz. Doğum yaşlarımızı 35 yaş sonrasına öteliyoruz.  Bebeklerin emzirilme süresi düşüyor. Doğum kontrol amaçlı uzun  yıllar hap kullanılıyor. Bunların yanı sıra erken yaşta regl görmek, menopoza geç girmek, menopoz tedavileri gibi nedenler, meme kanseri görülme oranını artıyor” dedi.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Her 8 kadından biri risk altında”</p>

<p>Türkiye’de meme kanseri sıklığı artmasına rağmen, hastaların çoğunda tanının ancak metastaz olmuş durumdayken konulduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Dizen gelişmiş ülkelerde tarama sistemlerinin ve toplumun tarama sistemlerine uyumunun daha iyi olması nedeniyle meme kanserine erken evrede tanı konulduğunu anlattı. Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığını işaret eden Doç. Dr. Dizen “Dünya çapında meme kanseri artış gösterirken, gelişmiş ülkelerde meme kanserinden ölüm oranları azalıyor düşük ve orta gelirli ülkelerde hem meme kanseri vakaları hem de ölüm oranları artmaya devam ediyor.” dedi.</p>

<p>“Meme kanseri en iyi tedavi edilebilen bir kanser türü”</p>

<p>Kadınların en sık görülen ve erken tanı ile en iyi tedavi edilebilen bu kanser türünden korunabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Dizen şunları dile getirdi: “Bunu üç şekilde başarabiliriz: Meme kanseri risk faktörlerini azaltarak; memeleri ameliyatla boşaltarak (profilaktikmastektomi) ve koruyucu ilaçlar kullanarak. Çalışmalara göre obeziteden kaçınma, düzenli egzersiz, dengeli beslenme, 30 yaşından önce doğum yapmak, emzirme süresinin en az 1 yıl olması, alkol kullanmama, uzun süre hormon replasman tedavisi uygulamamak gibi etkenler meme kanseri riskini azaltmaktadır. Ailesinde BRCA ½ patojen gen taşıyıcılığı bulunan kadınlarda, kanser görülme oranı yüksektir. Bu durumda bilateralporfilaktikmastektomi dediğimiz ameliyatla meme içi dokusu boşaltılır ve protez konulur. Toplumda risk düşürücü ameliyat olarak da bilinen bu ameliyat, meme kanseri görülme riskini yüzde 95’e kadar düşürür”</p>

<p>“Mamografideki radyasyon 1 paket sigaradan 40 kat daha az”</p>

<p>Meme kanseri tarama programının önemine değinen Doç. Dr. Dizen kadınlarda klinik bulgu ortaya çıkmadan hastalığı erken dönemde yani küçük boyutta ve lenf nodu negatif iken saptayarak meme koruyucu cerrahinin artmasıyla vaka sayısının ve ölüm oranının azaltılabileceğini ifade etti. Meme kanserinin taranmasında en etkin görüntüleme yöntemi olan mamografinin yakınması olmayan kadınlarda meme kanserinin erkenden teşhis edebilmek için yapıldığını ve bu işlem sırasında alınan radyasyon dozunun günde 1 paket sigaradan 40 kat daha düşük olduğunu vurguladı. </p>

<p><br />
“Erken teşhis ve tedavi başarı oranı artıyor”</p>

<p>Tedavi başarısındaki artışın iki büyük nedenini “Tedavi yöntemlerinin etkinliğinin artması ve hastalığa erken evrelerde tanı konulması” olarak açıklayan Doç. Dr. Dizen multidisipliner yaklaşım ile tedavilere bağlı başarının arttığını, tanı konulan hasta sayısının ve ölüm oranlarının ise azaldığını söyledi. </p>

<p>Tedavi öncesi klinik olarak evrelendirme yapıldıktan sonra hastalığın evresine  göre cerrahi tedavi, neo-adjuvan kemoterapi veya hormonal tedavi kararı verildiğini belirten Doç. Dr. Dizen “Erken evredeki (Evre I ve IIA) hastaya tümör/meme oranı uygun ise, meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf nodülü biyopsisi ile tedaviye başlanabilir. Lokal ileri meme kanserinde (Evre IIB veya III) tedaviye sistemik tedavi ile başlanırsa kemoterapiye tümör cevabının ölçülmesi, olası dolaşan tümör hücrelerinin yok edilmesi, tümörün evresini küçülterek meme koruyucu cerrahiye ve aksillanın korunmasına fırsat tanınması mümkün olabilir” dedi. <br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK &amp; SPOR</category>
      <guid>https://www.followlife.com.tr/genel-cerrahi-uzmani-doc-dr-hayrettin-dizenden-meme-kanseri-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Aug 2024 16:13:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://followlifecomtr.teimg.com/crop/1280x720/followlife-com-tr/images/haberler/2024/08/_9890a.jpg" type="image/jpeg" length="98847"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
