Valensiya ve Granada

Barcelona şehrini keşfetmemizin ardından İspanya’nın Endülüs bölgesini görmek için 350 km uzaklıkta bulunan Valensiya’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz. Valensiya özerk bölgesinin başkenti olan şehir, 792.000 nüfusu ile İspanya’nın en kalabalık üçüncü şehridir. 

SEYAHAT 29.08.2025, 10:57 Yeni Kullanıcı
Valensiya ve Granada

Barrio del Carmen, Valensiya şehrinin dar, taş döşeli sokakları ile en eski mahallelerinden biridir. Hem tarihi dokusu, hem de canlı kültürel hayatıyla bilinen semt, Valensiya’nın kalbi olarak kabul edilmektedir. Orta Çağda kurulmuş olan semt, hem Arap hem de Hristiyan dönemin izlerini taşımaktadır. Arap döneminde surlarla çevriliydi. O dönemden kalma Serranos Kuleleri ile keşfetmeye başlıyoruz. 1392 yılında yapımına başlanan kuleler, şehrin savunması için tasarlanmış. Zafer takı olarakta kullanılan kuleler gotik mimarinin mükemmel bir örneğidir. 1586-1887 yılları arasında soylular için hapishane olarak da kullanılmış. Kulenin altından geçerken gördüğüm genç gelin ve nedimelerinin arasında çektiğimiz fotoğraf anılarımın arasındaki yerini alıyor.

Plaza de la Virgen, Valensiya kentinin en eski ve sembolik meydanlarından biridir. Tarihi binaları, kafe ve restoranları, taş döşeli alanları ile turistler için olduğu kadar yerli halk içinde çekicidir. Roma dönemine kadar uzanan tarihiyle, şehrin kalbinin attığı yerdir. Etrafında Valensiya Katedrali, Basilica de la Virgen de los Desamparados, Generalitat Sarayı bulunmaktadır. Meydanın ortasında Neptün’ü tasvir eden çeşme, Turia Nehri’nin sulama kanallarını simgeler.   

Valensiya Katedrali Valensiya’nın koruyucu azizi Virgen de los Desamparados’un türbesine ev sahipliği yapmaktadır. Bazilika 1652 yılında inşasına başlanmış, 200 yıl sürekli eklemeler yapılarak 1824 yılında tamamlanmıştır. Bu uzun inşaat dönemi, yapıda Barok, Rönesans, Rokoko ve Neoklasizm gibi mimari tarzların karışımını ortaya koymuştur. Hristiyan inancına göre Son Akşam Yemeği’nde kullanıldığına inanılan ‘Kutsal Kase’ (Santo Caliz) Katedral’in bir şapelinde özenle korunmaktadır. 

Las Fallas Festivali sırasında, bazilikanın duvarları İspanya’nın en tutkulu ve dokunaklı geleneklerinden biri olan Meryem Ana’ya çiçek sunma geleneği ile süslenir. 18 Mart’ta sona eren bu törende, Meryem Ana’nın dev bir ahşap heykeli inşa edilir ve tamamen çiçeklerle kaplanır. Valensiya Katedrali’nin Gotik tarzındaki çan kulesi el Micalet, 50,85 metre yüksekliğindedir. Katedralin içinden 207 basamaklı spiral bir merdivenle ulaşılan Miguelete çan kulesinin tepesinde 16. yüzyıldan kalma dev çan bulunmaktadır.  

Valensiya şehrinin en önemli meydanlarından biri olan Belediye Meydanı'nda (La Plaza del Ayuntamiento) Belediye Sarayı, dairesel çeşmesi ve şehrin hukukçusu olan Francisco de Vinatea'nın heykeli dikkat çekmektedir. Kral IV. Alfonso, Valensiya topraklarının bazı bölümlerini Aragon soylularına vermek ister. Bu durum Valensiya'nın özerkliğini ve halkın haklarını tehdit eder. Francisco de Vinatea, kralı halkın iradesine karşı gelmemesi konusunda uyarır. Şehrin temsilcisi olarak Kralın gözlerinin içine bakarak konuşur. Ne altın ister, ne ünvan. Tek istediği Valensiya halkının hakkını korumaktır. Kral, onu öldürmeyi düşünür ancak Vinatea'nın kararlılığı ve halkın desteği karşısında geri adım atar.

Valensiya’dan 5 saatlik bir yolculuktan sonra Granada’ya ulaşıyoruz. İslam, Hristiyan ve Yahudi kültürlerinin yüzyıllar boyunca iç içe yaşadığı Granada, tarihi mirası ve doğal güzellikleri ile İspanya’nın büyüleyici şehirlerinden biri. Sierra Nevada dağlarının eteklerinde, okyanusa yaklaşık bir saat uzaklıkta bulunan Granada’nın nüfusu 230.000 dir. Granada Endülüs İslam Medeniyetinin son başkentidir. 

Plaza de Isabel La Catolica meydanındaki anıt Kastilya Kraliçesi Isabella I’in Kristof Kolomb’a yeni keşif yolculuğu için destek verdiği sembolik anı ifade etmektedir. Heykelde Kraliçe Isabel, Kolomb’un sunduğu planları incelerken gösterilmektedir. Bu karar tarihin akışını değiştirecektir.

Granada Katedrali, Granada’nın müslümanlardan alınmasından sonra, 1523 yılında Geç Gotik tarzda yapımına başlanmış, devamında Rönesans anlayışı benimsenmiştir. Meryem Ana’ya adanan Katedral’in Baş mimarları Diego de Siloe, Alonso Cano’dur. Katedral Granada’nın artık Müslüman değil, Hristiyan bir şehir olduğunun mimari ifadesidir. Görkemli sütunlar, heykeller ve oymalarla bezenmiş dış cephesi sizi etkisi altına almaya yeter. Katedral’in içine girdiğinizde ise ince işlenmiş sütunlarını, fresklerini, vitraylarını ve devasa orgunu hayranlıkla seyrediyorsunuz. Aslında Kralların katedralin içine gömülmeleri planlanmış ancak, inşaati bitmediği için Kraliyet Şapeli (Capilla Real) Katedralin hemen yanında inşa edilmiştir.

Royal Chapel of Granda, (Capilla Real) yani Kraliyet Şapeli 1505 yılında yapımına başlanmış, 1517’de tamamlanmıştır. Geç Gotik tarzındadır, sivri kemerler, oymalı sütunlar, yüksek tavanlar ve vitraylı penceleri vardır. İç mekan tavanlarda oyma taş işçiliği, duvarlarda İncil’den sahneler ve dini figürler bulunmaktadır. Yapının bazı kısımlarında Rönesans ve Barok etkileri de görülmektedir. Granada Katedrali’ne bitişiktir, ancak ayrı bir yapı olarak inşa edilmiştir. Katolik Krallar’ın vasiyeti üzerine, fethettikleri Granada’da gömülmek üzere özel olarak yaptırılmıştır. Ana şapel bölümünde Kraliçe Isabel I ve Kral Ferdinand II için yapılmış beyaz mermer lahitler yer almaktadır. 

El-Hamra Sarayı İspanya’nın Endülüs bölgesinde, Granada şehrinde yer alan, İslam mimarisinin en önemli yapılarından biridir. 13.yüzyılda inşa edilmeye başlanmış ve 15.yüzyıla kadar çeşitli dönemlerde genişletilmiştir. Saray, Nasriler adı verilen Müslüman Arap hanedanı tarafından yaptırılmıştır. Kurucusu Muhammed bin Ahmer’dir. El-Hamra Sarayı, Endülüs İslam mimarisinin en güzel örneği olan, karmaşık geometrik süslemeler, hat sanatı, çiniler ve zarif kemerle süslenmiştir. 1984 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alınmıştır.

 Nasri Sarayları El-Hamra’nın en nefes kesici kısmıdır. 14. yüzyılda inşa edilen bu saraylar, Nasri sultanlarının ikametgahı olarak kullanılmıştır. Kompleks, her biri kendine özgü bir tarza ve işleve sahip üç ayrı saraydan oluşmaktadır. Mexuar ilk saray idari ve adli işler için kullanılan sade ve süslü unsurların birleşiminden oluşan dekoratif bir saraydır. Comares Sarayı, Sultan I. Yusuf döneminde inşa edilmiş resmi kraliyet konutu olarak hizmet vermiştir. Sarayın merkezinde karmaşık geometrik ve arabesk desenleri yansıtan havuza sahip avlusu olan Patio de los Arrayanes yer alır. El- Hamra’nın en yüksek kulesi olan Torre de Comares, sultanın diplomatları ve konuklarını ağırladığı gösterişli bir oda olan Sala de los Embajadores’te yer almaktadır.

Aslanlı Saray, Simetrinin başyapıtı olan, üç sarayın en ünlüsü, V. Muhammed döneminde inşa edilen saraydır. On iki mermer aslanın desteklediği bir çeşmenin bulunduğu avlusunda Patio de los Leones ile ünlüdür. Karmaşık sıva süslemeleri, zarif telkari kemerleri ve ışık gölge etkileşimleri ile İslam mimarisinin başyapıtı olarak kabul edilir.

Generalife Bahçeleri; Saraya bitişik yazlık saray ve bahçelerdir. Sulama sistemleri, havuzlar ve bitkileriyle İslam bahçe estetiğini yansıtır. 

Sarayda ‘Allah’tan başka galip yoktur’ yazısı birçok duvarı süslemektedir. Su mimaride temel unsurdur; havuzlar, çeşmeler ve kanallarla sürekli bir hareket ve yansıma oluşturulmuştur. 

El-Hamra Sarayı, Müslüman Endülüs medeniyetinin, özellikle Nasriler döneminin sanatsal ve siyasi zirvesini temsil eder. El-Hamra, İslami güç ve zerafetin bir ifadesidir. Yapısal dili; su, ışık ve hat sanatı ile ruhaniyet taşır. 

Capilla Real ise Hristiyan İspanya’nın yükselişini ve Yeniden Fetih hareketinin sembolüdür. Katolikliğin zaferinin ve İspanyol birliğini vurgular. Lahitler ve vitraylar, Hristiyanlığın yüceliğini simgeler. Bu iki yapı İslam’dan Hristiyanlığa geçişi fiziksel olarak gözler önüne serer. Endülüs’ün sonunu ve modern İspanyol devletinin doğuşunu yansıtır.

Carlos V Sarayı El-Hamra Sarayı kompleksi içinde yer alan, Rönesans mimarisinin Endülüs’teki en çarpıcı örneğidir. Saray, Habsburg Hanedanı’ndan Kral V.Carlos tarafından yaptırılmıştır. Sarayın Mimarı Pedro Machuca, İtalyan Rönesans’ından etkilenmiş bir İspanyol Mimardır. Günümüzde El-Hamra Müzesi ve Güzel Sanatlar Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Sacromonte Granada’nın kültürel açıdan en zengin bölgelerinden biridir. Burası Roman (Çingene) topluluğunun tarihi yerleşim yeri flamenko kültürü, mağara evleri ve eşsiz manzarası ile bilinmektedir. 15.yüzyılda Granada’nın Hristiyanlar tarafından fethedilmesinden sonra Müslümanlar, Yahudiler ve Romanlar şehirden dışlanınca tepelik bölgelere yerleştiler. Romanlar, kayalık tepelere mağara evler oyarak yaşamaya başladılar. Bu evler yazın serin, kışın sıcak olmaktadır.

Sacromonte, flamenkonun doğduğu yerlerden biri olarak bilinir. Geleneksel mağara evlerde canlı olarak seyredebilmek gerçekten çok hoş bir deneyimdi. Zambra Gitana (Çingene dansı) geleneklerine dayalı özgün bir flamenko türü olup, turistik olsada yerel dokusunu koruyan eğlencelerdir. Zambra Gitana, ritmik ayak hareketleri, dramatik el kol hareketleri, çatık kaşları, gergin, ciddi yüz mimikleri, dansa anlam katan ifadeleri ile sizi etkisi altına alıyor. Arkada müzisyenler Flamenko gitarları, el çırpma, (palmas) vokal, (cante) zil ve darbuka ile dans eden sanatçıya eşlik ederler. Renkli elbiseleri içinde dans edenler etekleriyle ve ayakkabılarından çıkardıkları seslerle ritim tutarak gösterilerini yaparlar. Dansın duygusu çok güçlü bir şekilde, aşk, acı, özlem, kutlama, mimiklerle ve beden diliyle seyirciye yansıtılır. Dans Gösteri sonrası rehberimizin hoş sürprizi Sacromonte’den El-Hamra Sarayı, Albaicin ve Sierra Nevada Dağlarının müthiş manzarası ile geceye son vermenin keyfini yaşıyorduk.

Yazının devamını bir sonraki sayıda okuyabilirsiniz.

Yorumlar (0)
Ayın Anketi Tümü
Yeni Yıl'da Hangi Kararları Alıyorsun?
Yeni Yıl'da Hangi Kararları Alıyorsun?
2
kapalı